Darwinizm Çin’de
Darwin, Çin düşüncesinde gerçek bir yeniden doğuşun gerçekleşmesine ilham vermiş ve bunu özellikle geleneksel bazı düşünceleri ve eski otoritelerin itibarını yok ederek yapmıştır…
Darwinizm’in 20. yüzyıl Çin tarihi üzerindeki etkisi o kadar büyüktür ki, ünlü Harvard Üniversitesi’nden tarihçi James Reeve Pusey, sırf bu konuyu ele alan China and Charles Darwin (Çin ve Charles Darwin) adlı bir kitap kaleme almıştır. Kitapta, Darwin’in Türlerin Kökeni kitabının, İngiltere’de yayınlandıktan 36 yıl sonra, 1895′te Çince’ye çevrildiği ve bu tarihten sonra Çin’deki aydınlar arasında görülmemiş bir hızla yayılarak çok büyük sosyal ve siyasi etkiler oluşturduğu anlatılmaktadır. Pusey’in kitabının önsözünde şöyle yazar:
1895′ten sonra Spencer’ın ünlü “uygun olanların hayatta kalması” kavramının Çince karşılığı, yani yu sheng lieh pai (güçlüler kazanır, zayıflar kaybeder)… binlerce makalenin konusu olmuş ve Çin’deki eğitimli zihinler için herhangi bir fikri aksiyon için yegane dayanak haline gelmiştir. James Reeve Pusey, China and Charles Darwin, s. 4
James Reeve Pusey, China and Charles Darwin adlı kitabında Çin’de 20. yüzyılın ilk yarısında gelişen fikir akımlarını incelemekte ve bunların Maoizm’e nasıl zemin hazırladığını anlatmaktadır. Üzerinde durduğu isimlerden biri, Liang Chi-chao’dur. Dönemin ünlü yazarlarından biri olan Liang Chi-chao, kendisini Darwinizm’i ve materyalist felsefeye kaptırmış bir fanatiktir:
�
Liang Chi-chao… 16 Ekim 1902 tarihli bir dergideki yazısında materyalizmin idealizme göre doğru bir felsefe olduğunu ve Darwin’in sayesinde idealizme karşı galip gelmeye başladığını yazmıştır. “Son yirmi dört yılda dünya ne kadar da muhteşem,” diye yazmıştır, “evrim teorisine ait olan bir dünya, materyalizm yükselmiş ve idealizm köşeye sıkışmış durumda”… Aynı derginin 31 Ekim 1902 tarihli bir sonraki sayısında ise, Çin komünistleri için sonradan adeta bir kutsal kitap haline gelecek olan şu cümleyi kullanmaktadır: “Felsefe… yalnızca iki büyük ekolden oluşur, materyalist ekol ve idealist ekol.” James Reeve Pusey, China and Charles Darwin, s. 257
China and Charles Darwin adlı kitapta, Darwinizm’in Çin’de materyalist, çatışmacı ve devrimci bir kültür meydana getirdiğini ve bunun Maoizm’in iktidara gelmesindeki en büyük etken olduğunu şöyle anlatmaktadır:
Darwin, Çin düşüncesinde gerçek bir yeniden doğuşun gerçekleşmesine ilham vermiş ve bunu özellikle geleneksel bazı düşünceleri ve eski otoritelerin itibarını yok ederek yapmıştır…. Ama bu dönem kısa sürmüş ve yeni bir ortodoksinin (tutuculuğun), yani Mao Tse-tung’un düşüncesinin empoze edilmesiyle kesilmiştir. Elbette bu empoze edilen fikir de, Darwinizm’e çok şey borçludur. Çünkü Darwin şiddet yoluyla değişim ve devrim kavramlarını meşrulaştırmıştır. Kuşkusuz bu, Darwin’in Çin’e yaptığı en tarihi etkilerden biridir… 3000 yıldır Çin’de isyan kavramı büyük bir günah olarak algılanmıştır. Bu güçlü günah duygusuna karşı Mao Tse-tung…. büyük bir enerjiyle ve Darwinist karşı çıkışlarla mücadele etmiştir. Sonunda Mao Tse-tung, Marxizm-Leninizm’in tek bir slogana indirilebileceğini öne sürmüştür: “İsyan etmek haklıdır”…. Bu, isyanın bir doğa yasası olduğu anlamına gelmektedir ve bu ders Mao Tse-tung’a Marx tarafından değil, Sun Yat-sen ve Liang Chi-chao tarafından öğretilmiştir, onlar ise bunu Darwin’den öğrenmişlerdir.
Darwin devrim kavramına haklılık kazandırmış ve dolayısıyla Liang Chi-chao’nun… ve Mao Tse-tung’un kültürel devrimlerine, yine Sun Yat-sen’in, Chiang Kai-shek’in ve Mao Tse-tung’un politik devrimlerine yardımcı olmuştur.
Marxistler sanırım bu analizden hoşlanmayacaklardır. Onlar muhtemelen, zaferlerinin kaynağının Sosyal Darwinistler olmadığını… komünist devrimde gerçekte “halk gücü”nün harekette olduğunu, bu gücün toprak ağalarının baskısı, kapitalist sömürü ve emperyalist saldırganlık tarafından üretildiğini söyleceklerdir. Ama bu güç, (komünistler dışında) daha başka güçler tarafından da kotarılabilirdi… Marxistler entelektüelleri dönüştürmüşlerdir, ama bunlar zaten daha önceden Darwinizm tarafından dönüştürülmüş kişilerdir. Eğer Marxistler Çin’deki kitleleri uyandırmış “öngörü sahibi” kişilerse, Çin’in daha önceki dönemdeki Sosyal Darwinistleri de Marxistler’i uyandıran “öngörü sahibi” kişilerdir… Soru hala gündemdedir: Çin’i Marxizm’e ve Mao Tse-tung’un düşüncesine uygun hale getirmekle, Darwin Çin’e ne yapmıştır? James Reeve Pusey, China and Charles Darwin, s. 449,452
�
Yukarıdaki analiz bize Darwinizm’in Çin komünizminin temeli olduğunu açıkça göstermektedir. Binlerce yıldır kendi içine kapalı bir imparatorluk olan Çin’i, bir kaç on yıl içinde Kızıl Çin haline getiren fikri değişimin motoru, Darwinizm olmuştur. Darwin’in Çin’i Maoizm’e hazırlamakla ona ne yaptığı sorusunun cevabını ise birazdan inceleyeceğiz.
Mao Ve Evrimci Bilim
Mao’nun Büyük Atılım politikası sonucunda 1958-61 yılları arasında Çin genelinde yaşanan kıtlık, tarihin en büyük ve en ölümcül kıtlığı olarak kabul edilir. Kıtlık sonucunda ölen insan sayısının 40 milyon kadar olduğu tahmin edilmektedir. Bu, o dönemdeki nüfusa göre, tüm Türkiye nüfusunun ölmesi kadar korkunç bir felakettir.
Peki felaketin nedeni nedir? Üstte değindiğimiz gibi Mao’nun militanları köylüleri kollektivizasyona zorlamışlar, 100 ila 300 köylü aileden oluşan kalabalık “komünler” kurmuşlar, bu da tarımsal verimi çok düşürmüştür. Bazı bölgelerdeki köylüler ise Maocu yönetim tarafından cezalandırılmış, kasten aç bırakılmıştır.
Ancak bütün bunlar, 40 milyon insanın nasıl öldüğünü açıklamaya yetmez. Nitekim bu büyük felaketin bir başka önemli nedeni daha vardır: Mao, 1930′lu ve 40′lı yıllarda Sovyetler Birliği’nde uygulanan “Lysenko modelini” Çin tarımına adapte etmeye kalkmış, Lysenko’nun denemelerini zorla köylülere uygulatmış ve bunun sonucunda tarımsal ürünlerinde büyük zayiatlar olmuştur.
Stalin dönemindeki “proleterya bilimi” safsatasının bir sonucu olarak, Sovyet biyolojisi koyu bir evrimci olan Trofim Lysenko’ya emanet edilmişti. Lysenko, genetik bilimini reddediyor ve bunun yerine Darwin’in öncüsü Lamarck tarafından ortaya atılan “kazanılmış özelliklerin sonraki nesillere aktarılması” teorisine inanıyordu. Lysenko’nun hurafesinin Sovyet tarımına uygulanması, büyük kayıplara yol açmıştı.
Ancak Mao, Stalin dönemindeki bu faciadan ders almadı. Aksine, gençliğinden itibaren koyu bir Darwinizm eğitimiyle yetişen Mao ve kurmayları, “proleterya bilimi”ne inanmaya devam ettiler ve evrim teorisinin gereklerine göre bilimi çarpıtmayı sürdürdüler. Büyük Atılım sırasında Lysenko modeli aynen taklit edildi ve Çin köylüleri “evrimci bilim”e göre tarım yapmaya zorlandı.
�
South China Morning Post gazetesinin Pekin büro şefi Jasper Becker, Hungry Ghosts: Mao’s Secret Famine (Aç Hayaletler: Mao’nun Gizli Kıtlığı) adlı kitabında, Büyük Atılım sırasında uygulamaya konan Lysenkocu tarım girişimlerini detaylı olarak anlatır. Becker’in bildirdiğine göre, her biri ayrı bir felaketle sonuçlanan bu uygulamalar şöyledir:
Yakın Ekim: Lysenko, bitki tohumlarının etraflarındaki doğal şartlara uyum sağlayarak evrimleştiklerini öne sürmüş ve tohumları birbirine çok yakın olarak toprağa ekmek suretiyle, aralarında “sosyalist dayanışma” sağlanacağını iddia etmişti. Maocular bu hurafeyi uygulamaya geçirdiler. O zamana dek Güney Çin’deki tarlalarda bir dönüm araziye ortalama 1.5 milyon tohum ekilirdi. Komünistler 1958 yılında bu rakamın 6-7 milyon tohuma çıkmasını emrettiler. 1959′da rakamı daha da artırdılar ve 12-15 milyon tohum ekilmesi emrini verdiler. Bunun sonucunda ekilen tohumların çok büyük bir bölümü ziyan oldu ve tarımsal üretimde çok büyük bir düşüş yaşandı. Jasper Becker, Hungry Ghosts: Mao’s Secret Famine, New York: The Free Press, 1996. s. 72-73
Derin Çapalama: Lysenko’nun yardımcılarından biri olan Teventy Maltsev, tarlalar daha derin çapalandığında, bitkilerin köklerinin de daha derinde gelişeceğini iddia etmişti. Bu Lamarckçı iddia da Çinli komünistler tarafından benimsendi ve uygulandı. Büyük Atılım sırasında Çinli köylülere tarlalarını 1.5 metre derinliğe kadar çapalamaları emredildi. Zorla yaptırılan bu uygulama neticesinde on milyonlarca köylü aylarca çapalama yapmak zorunda kaldı. Sonuç yine büyük bir üretim kaybı ve kıtlıktı.
Serçe Katliamı: Mao, tarımsal ürünlere zarar veren hayvanların soyunun tüketilmesi için bir kampanya başlattı. Bu kampanyanın en büyük hedefi serçelerdi. Tüm Çin’de serçeleri avlamak ve öldürmek için özel yöntemler kullanılmaya başlandı. Ancak bunun sonucunda serçelerin yediği böceklerin sayısında patlama yaşandı ve bunlar tarımsal ürünlere serçelerden çok daha fazla zarar verdiler. Jasper Becker, Hungry Ghosts: Mao’s Secret Famine, New York: The Free Press, 1996. s. 76
�
Gübresiz Tarım: Lysenko’nun önerilerine uyarak, Çin komünistleri kimyasal gübrelerin kullanımına son verdiler. (Tohumların gübresiz kaldıklarında, bu yeni duruma uyum gösterecek şekilde “evrimleşecekleri” ve böylece gübre kullanmadan da aynı verimin sağlanacağı düşünülüyordu.) Bu deneme de tarımsal verimi büyük ölçüde düşürdü. Jasper Becker, Hungry Ghosts: Mao’s Secret Famine, New York: The Free Press, 1996. s. 75
�
Lysenko’nun evrimci hurafelerine dayanan tüm bu uygulamalar, tarihin en büyük kıtlığına sebep oldu. Ama milyonlarca insan açlıktan can çekişerek ölürken, hiç kimse rejimi ve oluşturduğu felaketi eleştirmeye cesaret edemiyordu. Bir tek Savunma Bakanı General Peng Dehuai, Mao’ya bir mektup yazarak kıtlığın felaketini anlatmaya kalkmış, ama bunun sonucunda “sağcı” olmakla suçlanarak tasfiye edilmişti. Kıtlık sırasında resmi raporların hepsinde “tarımsal üretimde çok parlak sonuçlar elde edildiği” yalanı yazılıyordu. Dahası, Çin bu yalana dünyayı inandırabilmek için büyük miktarlarda tahıl ihraç ediyordu. Bazı bölgelerde halk açlıktan ölürken, tahıl ve pirinçler büyük ambarlarda saklanıyor, sonra da ihraç için merkezlere gönderiliyordu. Jasper Becker, Hungry Ghosts: Mao’s Secret Famine, New York: The Free Press, 1996. s. 92
�
Aynı tarım politikası daha sonra Kamboçya ve Kuzey Kore gibi komünist ülkelerde de uygulandı ve yine aynı sonucu verdi: Büyük bir verimsizlik, kıtlık ve toplu ölümler. Komünistler, olağanüstü bir akılsızlık, körlük ve şuursuzluk içinde Lysenko’nun ve Stalin’in uydurduğu “komünist tarım atılımı”nı körü körüne uyguladılar.
Çünkü inandıkları materyalist felsefenin temeli olan evrim teorisi, bunu gerektiriyordu.
Mao’nun Darwinist Zulmü
Evrim teorisi, Mao’nun Çin’in başına getirdiği felaketlerin tümüyle yakından ilgilidir. İncelediğimiz gibi, 1958-61 yıllarındaki büyük kıtlık, Lysenko modeli “evrimci bilim”in uygulanması sonucunda olmuştur. Bunun yanında, bir de Mao’nun ve Çin’e hakim olan komünist kadronun şaşırtıcı zalimliği ve acımasızlığı vardır. İnsanları kasten aç bırakma, yamyamlık gibi akıl almaz bir vahşete zorlama gibi politikalar, nasıl bir kafa yapısına dayanmaktadır?
Bu, kuşkusuz Mao’nun ve onunla birlikte hareket eden tüm komünist kadroların insana bakış açısıyla yakından ilgilidir. Daha önceki bölümlerde Sovyet terörünün ardında, insanların hayvan olarak görülmesinin yattığını incelemiştik. Aynı durum Çin örneğinde de geçerlidir. Mao ve Maocu komünistler, bir hayvan sürüsü olarak gördükleri halkın çektiği acılardan hiçbir şekilde etkilenmemiş, bunu doğanın makul ve normal bir işleyişi olarak görmüşlerdir. Komünizmin Kara Kitabı’nda Mao’nun bu bakış açısı şöyle ifade edilir:
�
Mao, Çin’deki hükümranların geleneğine uygun olarak, ama kendi çevresinde özenle dokunan efsanenin aksine, köylü denen bu kaba ve ilkel yaratıkların basit hayatta kalma uğraşları konusunda pek az endişe gösteriyordu. Komünizmin Kara Kitabı, s.644
Mao’nun, komünizme muhalif olarak gördüğü kimseleri Darwinist önyargıyla “hayvan” olarak kabul edişi, Harvard Üniversitesi’nden tarihçi James Reeve Pusey’in China and Charles Darwin (Çin ve Charles Darwin) adlı kitabında da vurgulanır. Pusey “Mao’nun fikirlerinin, Darwinist ironi ve çelişkilerin güçlü bir karması olduğunu” belirtmekte ve şöyle yazmaktadır:
�
Mao Tse-tung, 1964 yılında “bütün aşağılık hayvanlar yok edilecektir” diye tehdit savurmuştu. Bununla, düşmanlarını insanlıktan çıkarıyordu, bu kısmen Çin geleneğindeki abartıya, kısmen de Sosyal Darwinist “realizm”e dayanıyordu. Aynen anarşistler gibi, devrime tepki duyanları evrimsel başarısızlıklar olarak görüyor ve soylarının tükenmesini hak ettiklerini düşünüyordu. Halkın düşmanları insan değildi ve insan olarak muamele görmeyi hak etmiyorlardı. James Reeve Pusey, China and Charles Darwin, s. 455
İnsanı bir hayvan türü olarak gören anlayış, insanlar üzerinde “deney” yapmayı da son derece makul karşılıyordu. Büyük Atılım sırasında, yeni “beslenme” yöntemleri düşünülmüş ve bunlar açlıktan kıvranan insanlar üzerinde acımasızca denenmişti:
Hayatta kalanlar ise atların dışkılarında sindirilmeden kalan mısır tanelerini ve inek tezeklerinden kurt topluyordu. Bu kişiler aynı zamanda, ekmek yapımında una yüzde 30 kağıt hamuru ya da haşlanmış pirince bataklık planktonu karıştırılması gibi açlık giderici denemelerde kobay olarak kullanılıyordu. Birinci karışım, tüm kampı sonu ölümle biten dayanılmaz sancılı kabızlıklara sürüklüyordu; ikincisi de aynı biçimde hastalığa sebep oluyor, en zayıf olanlar ölüyordu. Sonunda tüm ülkeye yayılacak olan öğütülmüş mısır saplarında karar kılındı. Komünizmin Kara Kitabı, s.647
Mao’nun Büyük Atılım projesi, aslında bir tür doğal seleksiyon denemesiydi. Mao, Çin toplumunu olabilecek en ağır şartlara zorluyor, bu yolla zayıfları ve komünizme karşı olanları eliyordu. Bir yandan da açlık yoluyla köylülerin beyinlerini yıkamaya, onları kendisine ve komünist düzene bağımlı hale getirmeye çalışıyordu. Bu hareketin fikri temeli ise Darwinizm’di. Nitekim Mao, “Büyük Atılım” sırasında aynı zamanda bir “eğitim atılımı” başlatmıştı ve bu eğitim kampanyasında başrolü diyalektik materyalizmle birlikte Darwinizm oynuyordu. Mao, o dönemdeki bir söylevinde, “Çin sosyalizminin temeli, Darwin’e ve Evrim Teorisi’ne dayanmaktadır” diyerek, uyguladığı vahşetin dayanağını açıkça ifade ediyordu. K. Mehnert, Kampf um Mao’s Erbe, Deutsche Verlags-Anstalt, 1977
�
Mao, Büyük Atılım’ın hemen ardından, 30 Ocak 1962′de Komünist Parti üyelerine yaptığı bir konuşmada ise, Çin Komünist Partisi ile Darwin arasında şöyle paralellik kuruyordu:
… Darwin gibi doğa bilimcilerinin doktrinleri uzun süre insanların çoğunluğu tarafından kabul edilmemişti, yanlış olarak değerlendirilmişti. Onlar dönemlerinde azınlıktılar. Bizim Partimiz de 1921′de kurulduğu zaman yalnızca birkaç düzine üyeye sahipti; biz de azınlıktık. Fakat bu kadar az insan gerçekliği ve Çin’in kaderini temsil etmekteydi.
Kısacası Mao, kendi partisinin çabalarını Darwin’in çabaları ile eş tutuyor, ona verdiği değeri ve duyduğu hayranlığı bu sözlerle ifade ediyordu. Kendi komünist partisinin fikirleri gibi Darwin’in fikirlerinin de ilk başta çok az insan tarafından kabul gördüğünü, ama bu durumun fikirlerinin doğruluğunu değiştirmediğini iddia ediyordu.
Ama tıpkı Darwin’in fikirleri gibi, Mao’nun fikirleri de birer hurafeydi.
Nitekim Büyük Atılım sonucunda 30 ila 45 milyon Çinli kıtlık nedeniyle yaşamını yitirdi. Pek çok köylü kollektivizasyona direndiği için işkence gördü ve öldürüldü. Komünizm hakkında en ufak bir olumsuz tavrı görülen on binlerce insan “sınıf düşmanı” ilan edilip tutuklandı, işkenceye uğradı, Çin’in korkunç cezaevlerinde hayvan muamelesi gördü ve sonunda idam edildi.









7 Yorumlar
Trackback/Pingback