<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>evrimteorisi.net</title>
	<atom:link href="http://www.evrimteorisi.net/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.evrimteorisi.net</link>
	<description>Evrim Teorisi Yalanları</description>
	<lastBuildDate>Thu, 17 May 2012 23:55:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Yaşamak İçin Yolculuk Yapan Canlılar</title>
		<link>http://www.evrimteorisi.net/gercekler/yasamak-icin-yolculuk-yapan-canlilar/</link>
		<comments>http://www.evrimteorisi.net/gercekler/yasamak-icin-yolculuk-yapan-canlilar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 23:54:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Evrim Teorisi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gerçekler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.evrimteorisi.net/?p=4081</guid>
		<description><![CDATA[Bazı canlılar yaşamları boyunca sürekli bir yerden başka bir yere seyahat ederler. En hafifleri 35-40 gram olan, en ağırları ise 130 tona kadar varabilen bu hayvanlar bazen bir bahçeden başka bir bahçeye, bir yuvadan başka bir yuvaya, bazen de bir kıtadan başka bir kıtaya göç ederler. Bu yolculukların ortak noktası, hayvanların bu göçler sayesinde yaşamları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı canlılar yaşamları boyunca sürekli bir yerden başka bir yere seyahat ederler. En hafifleri 35-40 gram olan, en ağırları ise 130 tona kadar varabilen bu hayvanlar bazen bir bahçeden başka bir bahçeye, bir yuvadan başka bir yuvaya, bazen de bir kıtadan başka bir kıtaya göç ederler. Bu yolculukların ortak noktası, hayvanların bu göçler sayesinde yaşamları için gerekli dengeyi sağlamalarıdır. Göç eden canlılar, bu dengeyi sağlamak için Allah&#8217;ın kendileri için yarattığı bazı özel sistemleri kullanır, Allah&#8217;ın ilhamıyla hareket ederek bu uzun ve zahmetli göç yolculuklarını kusursuz bir şekilde gerçekleştirirler.</p>
<p>İçinde yaşadığımız dünyayı birlikte paylaştığımız canlılardan bazılarının bilim adamları tarafından henüz anlaşılamamış çok farklı davranışları vardır. Kuşkusuz bu davranışlar içinde en ilginç olanlarından biri de göç etmeleridir. Hayvanlar bulundukları yeri terk ederek uygun ortamlara doğru, uygun zamanlarda hareket ederler. Burada dikkati çeken en önemli nokta &#8216;uygun ortam&#8217; ve &#8216;uygun zaman&#8217; kavramlarıdır. Dünyanın dört bir yanındaki yüzlerce türde hayvanın her biri -en küçüğünden en büyüğüne kadar- bu iki kavramın ne olduğunu çok iyi bilmektedir ve üstelik yerlerini zamana bağlı olarak değiştirmektedirler. Aslında göç eden canlıların şaşırmadan ve yanılmadan her zaman doğru yere ulaşmaları apaçık bir mucizedir.</p>
<p>Farklı hayvanlar farklı sebeplerle göç ederler. Bazıları besin bulmak için, bazılarıysa üreme bölgelerine ulaşmak için yolculuğa çıkar. Bazıları da yaşam koşulları değiştiğinde bulundukları ortamı terk ederler. Her ne kadar farklı amaçlarla gerçekleştirilse de hayvanların göçlerinde çok önemli bir ortak nokta vardır: En küçüğünden en büyüğüne kadar her hayvanda ve her göç türünde muazzam bir plan ve yeteneğin olması.</p>
<p>Tarihte insanlar yön tayininde Güneş ve yıldızlardan faydalanmışlardır. Günümüzde ise uyduya dayalı teknolojiler kullanılarak hassas ölçümler yapılabilmektedir.</p>
<p>Göç eden canlılar ise dünyaya ilk geldikleri andan itibaren bu teknolojiye sahip olarak yaratılmışlardır. Allah&#8217;ın kendileri için yarattığı bazı özel sistemleri kullanan bu canlılar, Allah&#8217;ın ilhamıyla hareket ederek başarıyla uzun yolculuklar gerçekleştirirler.</p>
<p>Allah&#8217;ın yaratışındaki ihtişam, bu kez hayvanların hayranlık uyandırıcı göçleri ile ortaya çıkmaktadır. Rabbimiz&#8217;in yaratışı bir ayette şöyle bildirilmiştir:</p>
<p>&#8220;Allah, her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimi iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört (ayağı) üzerinde yürümektedir. Allah, dilediğini yaratır. Hiç şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir.&#8221; (Nur Suresi, 45)</p>
<p><strong>Hatasız Zamanlama </strong></p>
<p>Göçte öncelikle bir &#8220;karar verme&#8221; söz konusudur. Göç eden canlı doğru yere ulaşmak için yola çıkma kararı alır. İkinci olarak bunu yapacağı en doğru zamanı tespit eder.</p>
<p>Bazı bilim adamları bu zamanlamayı bir iç saatin yaptığını söyleyerek kendilerince bilimsel bir cevap verirler. Ancak burada önemli bir noktayı göz ardı ederler:</p>
<p>Göç etme yeteneğine sahip tüm canlılarda hiç durmayan, bozulmayan, her türün en küçük bireyinde bile aynı mekanizmayla şaşmadan çalışan böyle bir saat nasıl var olmuştur? Böyle bir yeteneği tüm bu canlılara kim vermiştir? Evrimci bilim adamları bu mükemmel mekanizmanın sözde evrimsel süreç içinde tesadüfen geliştiğini yani bu yeteneği canlılara &#8220;tesadüf&#8221; denilen kör sürecin verdiğini savunurlar. Şüphesiz bu son derece akıl ve bilim dışı bir iddiadır. Çünkü kör ve şuursuz tesadüflerin böylesine ince hesaplara dayanan ve büyük bir şuur göstergesi olan bir yeteneği meydana getirmesi mümkün değildir. Bu yeteneği yaratan ve dilediği canlıya veren Yüce Allah&#8217;tır. Allah gökten yere her şeyin sahibidir:</p>
<p>&#8220;Göklerde ve yerde olanlar Allah&#8217;ındır ve (bütün) işler Allah&#8217;a döndürülür.&#8221; (Al-i İmran Suresi, 109)</p>
<p><strong>Yön Bulmadaki Kusursuzluk </strong></p>
<p>Hayvanların birçoğuyla karşılaştırıldığında insanların oldukça zayıf bir yön duyusuna sahip oldukları görülür. İnsanlar için bilmedikleri bir yeri bulmak kolay değildir. Ne kadar iyi tarif edilirse edilsin, her zaman şaşırma, kaybolma riski vardır. Bu riski azaltmak için yol gösterici tabelalar yapılır, sokak ve caddeler isimlendirilir, çeşitli araçlardan faydalanılır. Oysa, göç eden hiçbir canlının böyle imkanları yoktur, ayrıca bunlara ihtiyacı da yoktur. Hiçbiri için yol gösterici tabelalar mevcut değildir. Hatta göç eden çoğu canlıya gideceği yeri tarif eden bir kılavuz da yoktur.</p>
<p>Bir hayvanın göç yolculuğu boyunca, düzgün bir yol izlemesinde insanlarınkinden değişik faktörler rol oynar. Göç eden her türün farklı bir yön bulma yöntemi vardır. Fakat genel olarak; kuşların Güneş&#8217;ten, yıldızlardan, Dünya&#8217;nın manyetik alanından, balıkların da nehirlerden gelen sudaki orijinal kimyasal kokulardan yararlandıkları söylenebilir. Elbette bu faktörleri değerlendirmek ve elde edilen verilere göre sonuca ulaşmak uzmanlık gerektiren özelliklerdir. Yıldızları, Güneş&#8217;i veya nehir kimyasallarını kullanarak doğru yere ulaşabilmek birçok kişinin başaramayacağı bir iştir.</p>
<p>Bilimsel bir kaynakta dünyanın manyetik alanı hakkında bilgi verildikten sonra doğadaki canlıların yollarını nasıl bulduklarına dair şöyle bir açıklama yapılmaktadır:</p>
<p>&#8220;Dünya dev bir mıknatıstır ve bir çubuk mıknatıstaki gibi kuzey ve güney kutuplarına sahiptir. Bu, insanların yollarını bulması için önemlidir, çünkü manyetik çekimin kanunlarını izleyen pusulanın manyetik iğnesi her zaman Dünya&#8217;nın manyetik kuzey kutbunu gösterir. Göç eden hayvanlar yönleri hakkında emin olmak zorundadırlar ve kendilerini rotada tutmalıdırlar. Onlar da Dünya&#8217;nın manyetik alanına başvururlar. Ama onlarca yoğun araştırmalar yapılmasına rağmen bu yol bulucuların ne çeşit bir pusula kullandıklarını bulmak zordur. Bu sırrın bir kısmını yeni yeni aralıyoruz&#8230;&#8221;</p>
<p><strong>Göçteki Organizasyon </strong><br />
<img src="http://www.evrimteorisi.info/repository/images/yasamak-icin-yolculuk-yapan-canlilar_250x166.jpg" alt="" /><br />
Sürü oluşturma, göç eden hayvanlar için önemli bir konudur ve onlara çok büyük avantajlar sağlar. Bu avantajların en önemlilerinden biri, her bireyin tek başına harcayacağı enerjinin toplu harekette büyük ölçüde azalmasıdır. Böylece hayvan toplulukları daha uzun mesafeleri daha az enerji harcayarak aşarlar. Hayvan topluluklarının bu ortak göçü sırasında sürüde hiçbir kargaşa olmaz, herkes kendi görevini en uygun şekilde yerine getirir. Birbirleriyle yardımlaşarak, gerektiğinde fedakarlıkta bulunarak, tam bir uyum içinde yolculuklarını sürdürürler.</p>
<p>İnsanlar ise yeryüzündeki akıl ve şuur sahibi yegane canlılar olmalarına rağmen böyle bir uyumu kendi aralarında her zaman gösteremezler. Hemen her toplulukta kendisine verilen göreve karşı çıkan, fedakarlık yapması gerektiğinde memnuniyetsizliğini ifade eden kişiler olur. Bu yüzden insan topluluklarında kargaşaya engel olmak için çeşitli kurallar ve kanunlar vardır. İnsanlar ancak kural ve kanunlar çerçevesinde topluluk düzenini koruyabilirler.</p>
<p>Söz konusu canlılarda ise böyle belirlenmiş yazılı kurallar, bunlara uyulmadığında verilen cezalar veya yaptırımlar yoktur. Ancak her zaman uyum içinde hayatlarını sürdürürler. Bu, onların toplu harekete uygun şekilde yaratıldıklarının ve her birine aynı şekilde hareket etmelerinin ilham edildiğinin bir delilidir.</p>
<p>Göç hareketleri üzerinde biraz düşünüldüğünde, bu canlıların üstün akıl sahibi Yüce Rabbimiz&#8217;in ilhamıyla yönlendirildikleri kolayca görülür. Küçücük bir canlının tehlikeli yolculuklara kalkışması, bu yolculuğunda kendisine güç sağlayacak şekilde, bulunduğu bölgede henüz yiyecek kaynakları azalıp tükenmeden onları yakıt olarak depolaması, Güneş ve yıldızlara göre yön bulma tekniklerinin bu canlılara kazandırılması ve en önemlisi, milyarlarca canlının her göç döneminde programlanmış şekilde yola koyulması, tüm bu planın üstün güç sahibi olan Allah&#8217;ın eseri olduğunun delilidir.</p>
<p>Yüce Allah canlıları yaratmıştır ve her türe nasıl yaşaması gerektiğini &#8220;ilham&#8221; etmektedir. Müminler bu yaratılış delilleri üzerinde düşünür ve bu vesileyle Allah&#8217;a olan imanları daha da artar. İman edenlerin Allah&#8217;ın ayetleri üzerinde düşündükleri ve Allah&#8217;ı tesbih ettikleri bir ayette şöyle haber verilir:</p>
<p>Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah&#8217;ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) &#8220;Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek Yüce&#8217;sin, bizi ateşin azabından koru.&#8221; (Al-i İmran Suresi, 191)</p>
<p><strong>Balarılarının Toplu Göç Zamanlaması </strong><br />
<img src="http://www.evrimteorisi.info/repository/images/yasamak-icin-yolculuk-yapan-canlilar_250x168.jpg" alt="" /><br />
Bir kovanda yaşayan arılar, çok fazla sayıya ulaşıp kovan koloniye küçük gelmeye başlayınca bölün-meye karar verirler. Bu genellikle ilkbaharın sonu ya da yazın başı gibi gerçekleşir. Bu küçük hayvanların, içinde yaşadıkları ortamın kendileri için uygun olup olmadığına karar verebilmeleri, yeni bir yuva bulmaları gerektiğini fark etmeleri, sonra da bunu en uygun mevsimde yapmayı hesaplamaları son derece şaşırtıcıdır. Kimi zaman on binlerce arının, yaşadıkları kovandan hangi bireylerin ayrılacağına hiçbir karışıklık çıkmadan karar verebilmeleri de konunun ayrı bir mucizevi yönüdür.</p>
<p><strong>Yön Bulma Uzmanı Karıncalar </strong><br />
<img src="http://www.evrimteorisi.info/repository/images/yasamak-icin-yolculuk-yapan-canlilar_200x133.jpg" alt="" /><br />
Çöllerde, yön belirlemeye yarayacak hiçbir iz veya işaret yoktur. Bu zorlu şartların olduğu çöller Cataglyphis denilen karıncaların evidir. Yuvalarının yerin altında olması onları kertenkelelerden ve böcekle beslenen kuşlardan korur. Sabah saatlerinde avcılar faaliyet halindeyken karıncalar yuvalarında kalırlar. Ancak öğle saatlerinde artan sıcaklık nedeniyle kertenkeleler ve kuşlar gölgeliklere çekilirler. Bu bir-iki saatlik zaman Cataglyphis&#8217;in rahatça yemek bulmaya çıkabileceği yegane fırsattır. Aniden yüzlercesi kumların içindeki küçük bir delikten dışarı fırlar ve sıcaktan etkilenmiş olan böcekleri bulmak için koşuşturmaya başlarlar. Her biri zig-zag çizerek koşarlar. Bir-iki saniyede bir durur, başlarını yukarı kaldırır ve tek ayak üzerinde yarım bir dönüş yaparak tekrar koşmaya başlarlar. Besin buldukları anda olabildiğince çabuk, yuvalarına geri dönerler.</p>
<p>Avını zig-zag çizerek arayan bu karınca türü, geri dönüş yolculuğunda tam tersine dümdüz bir güzergah üzerinde hareket eder. Kendisinden yaklaşık 150 m kadar uzakta olan yuva deliğine hızla koşar. Bu davranış son derece dikkat çekicidir. Çünkü bunun için karıncanın bir şekilde çıkış yolculuğunda koştuğu her aşamayı ölçmüş ve hatırında tutmuş olması gerekmektedir. Bu, başını her kaldırıp dönüşünü yaptığında, yeni belirlediği yönünü Güneş&#8217;in durumuna göre kaydetmesi demektir. Bu da yaklaşık 15 dakika süren yolculuğu sırasında biriktirdiği bilgi ile, yuva deliğine yapacağı dönüş yolculuğunun tam mesafesini ve yönünü belirlemiş olması anlamına gelir. Güneş&#8217;e bakarak yön belirlemesi ve dönüş yolunu hesaplaması elbette ki bu küçük canlının kendiliğinden bulduğu ve uyguladığı yöntemler değildir. Birçok insanın, aynı şartlar altında başarması imkansız olan bir işlemi bu karınca türünün her bireyinin istisnasız olarak büyük bir başarıyla gerçekleştirmesi Allah&#8217;ın ilhamıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.evrimteorisi.net/gercekler/yasamak-icin-yolculuk-yapan-canlilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Su Hakkında Bilmediklerimiz</title>
		<link>http://www.evrimteorisi.net/genel/su-hakkinda-bilmediklerimiz/</link>
		<comments>http://www.evrimteorisi.net/genel/su-hakkinda-bilmediklerimiz/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 23:32:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Evrim Teorisi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.evrimteorisi.net/?p=4074</guid>
		<description><![CDATA[Güneş Sistemi&#8217;ndeki diğer 63 gök cisminden hiç birinde yaşamın temel şartı olan suyun bulunmadığını biliyor muydunuz? Oysa yeryüzünün büyük bölümü sularla kaplıdır. Okyanuslar ve denizler Dünya yüzeyinin toplam dörtte üçünü meydana getirir. Öte yandan karalarda da sayısız göl ve nehir vardır. Yüksek dağların zirvelerini kaplayan kar ise suyun donmuş halidir. Dünya&#8217;daki suyun önemli bir bölümü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Güneş Sistemi&#8217;ndeki diğer 63 gök cisminden hiç birinde yaşamın temel şartı olan suyun bulunmadığını biliyor muydunuz? Oysa yeryüzünün büyük bölümü sularla kaplıdır. Okyanuslar ve denizler Dünya yüzeyinin toplam dörtte üçünü meydana getirir. Öte yandan karalarda da sayısız göl ve nehir vardır. Yüksek dağların zirvelerini kaplayan kar ise suyun donmuş halidir. Dünya&#8217;daki suyun önemli bir bölümü de gökyüzündedir; bulutların her birinde binlerce, bazen milyonlarca ton su bulunur. Bu suların bir kısmı da zaman zaman damlalar halinde yere iner, yani yağmur olur. Şu an solumakta olduğunuz havanın içinde de mutlaka belirli miktarda su buharı vardır.</p>
<p>Yağmurlar, denizler, nehirler, akarsular, okyanuslar, musluğu açtığınızda akan içilebilir su? İnsanlar suyun varlığına o kadar alışıktırlar ki yeryüzünün büyük bölümünün sularla kaplı olmasının önemini belki de hiç düşünmezler. Oysa su uzayda gerçekten de çok nadir rastlanan bir bileşimdir. Bu nedenle bilinen bütün gök cisimlerinin içinde yalnızca Dünya&#8217;da suyun bulunuyor olması, üstelik de bu suların içilebilir nitelikte olması son derece önemli bir konudur.</p>
<p>Suyun Şaşırtıcı Özellikleri<br />
<img src="http://www.evrimteorisi.info/repository/images/su-hakkinda-bilmediklerimiz_300x456.jpg" alt="" /><br />
Suyun özellikle ısıyla ilgili (termal) özellikleri dünya üzerindeki canlı yaşamının sürekliliğinde büyük rol oynar. Bunlardan birkaç tanesini şöyle sıralayabiliriz:</p>
<p>Bilinen tüm sıvılar ısıları düştükçe büzüşür, hacim kaybederler. Hacim azalınca yoğunluk artar ve böylece soğuk olan kısımlar daha ağır hale gelir. Bu yüzden sıvı maddelerin katı halleri, sıvı hallerine göre daha ağırdır. Ama su, bilinen tüm sıvıların aksine, belirli bir ısıya (+ 4 C dereceye) düşene kadar büzüşür, daha sonra birdenbire genleşmeye başlar. Donduğunda ise daha da genleşir. Bu nedenle suyun katı hali, sıvı halinden daha hafiftir. Yani buz, aslında &#8220;normal&#8221; fizik kurallarına göre suyun dibine batması gerekirken, su üstünde yüzer.</p>
<p>Suyun bu özelliği dünya üzerindeki denizler açısından çok önemlidir. Eğer bu özellik olmasa, yani buz suyun üzerinde yüzmese, dünya üzerindeki suyun çok büyük bir bölümü tamamen donacak, göllerde ve denizlerde hiçbir yaşam kalmayacaktı.</p>
<p>Buz eridiğinde ya da su buharlaştığında, etraftan ısı çekilir. Bunun tersi gerçekleştiğinde ise, dışarıya ısı verilir. Bu, &#8220;gizli ısı&#8221; olarak bilinen kavramdır. Tüm sıvıların gizli ısıları vardır. Ancak suyun gizli ısısı, bilinen tüm sıvıların en yükseği sayılabilir. Ayrıca suyun &#8220;termal kapasitesi&#8221;, yani suyun ısısını bir derece artırmak için gereken ısı miktarı, bilinen diğer sıvıların çok büyük bölümünden daha yüksektir.</p>
<p>Suyun gizli ısısının ve termal kapasitesinin diğer sıvılara göre çok yüksek olması da denizlerin karalara göre daha geç ısınıp daha geç soğumalarını sağlar. Bu nedenle Dünya&#8217;da kara üzerindeki ısı farklılıkları en sıcak yer ile en soğuk yer arasında 140 C dereceye kadar çıkarken, denizlerin ısı farklılığı en fazla 15-20 C derece arasında değişir. Aynı durum gece-gündüz arasındaki ısı farkında da yaşanır. Karada gece ile gündüz arasındaki fark kurak ortamlarda 20-30 C dereceye kadar çıkarken, denizlerde en fazla birkaç derecelik bir ısı farkı olur. Sırf denizler değil, atmosferdeki su buharı da çok büyük bir denge sağlamaktadır. Gece-gündüz arasındaki ısı farkının, su buharının çok az bulunduğu çöllerde çok fazla, deniz iklimi yaşayan yerlerde ise çok daha az olması, bunun bir sonucudur.</p>
<p>Bundan başka suyun termal iletkenliği, yani ısıyı iletebilme yeteneği de bilinen diğer herhangi bir sıvıdan en az dört kat daha yüksektir. Buzun ve karın termal iletkenlikleri ise düşüktür. Suyun bu özelliği de çok önemli bir işlev görmektedir. Buz, havadaki soğuğu, altındaki su tabakasına çok az iletir. Böylece dışarıdaki hava -50 C dereceyi bulsa bile, denizin üstündeki buz tabakası 1-2 metreyi geçmez. Foklar, penguenler ve diğer kutup hayvanları, bu sayede denizin üstündeki buzu delip alttaki suya ulaşabilirler.</p>
<p>Suyun bu kendine özgü termal özellikleri sayesinde, kış ile yaz ya da gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farkı daima insanların ve diğer canlıların dayanabileceği bir sınırda kalmaktadır. Dünya üzerindeki su miktarı karalara oranla daha az olmuş olsaydı, gece ile gündüz sıcaklıkları arasındaki fark çok artacak, karaların büyük kısmı çöle dönecek ve yaşam imkansızlaşacak ya da en azından çok zorlaşacaktı. Okyanusların varlığını düşünelim. Okyanuslar güneş ışınlarını karadan daha az yansıtır, böylece karalardan daha fazla güneş enerjisi alır, ama bu ısıyı kendi içinde karalara göre daha dengeli biçimde dağıtır. Bu sayede okyanuslar daha sıcak olan ekvator bölgelerini serinleterek aşırı sıcak olmalarını, kutup bölgelerinin soğuk sularını da ısıtarak aşırı soğuk olmalarını ve bunun sonucunda da tamamen donmalarını engeller. Eğer böyle olmasa ne olurdu?</p>
<p>Su &#8220;Normal&#8221; Davransaydı Ne Olurdu?</p>
<p>Su &#8220;normal&#8221; davransaydı, tüm diğer sıvılar gibi onun da ısı kaybına paralel olarak yoğunluğu artsaydı, yani buz suyun dibine batsaydı ne olurdu?</p>
<p>Denizlerin ölü olduğu bir ekolojik sistemde kara canlılarının varlığı da mümkün olamazdı. Kısacası Dünya, eğer su &#8220;normal&#8221; davransaydı, ölü bir gezegen olacaktı.</p>
<p>Suyun neden &#8220;normal&#8221; davranmadığı, yani 4 C dereceye kadar büzüştükten sonra neden birdenbire genleşmeye başladığı ise, hiç kimsenin cevaplayamadığı bir sorudur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.evrimteorisi.net/genel/su-hakkinda-bilmediklerimiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Devrin Hurafesi: Materyalizm</title>
		<link>http://www.evrimteorisi.net/evrim/bir-devrin-hurafesi-materyalizm/</link>
		<comments>http://www.evrimteorisi.net/evrim/bir-devrin-hurafesi-materyalizm/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 23:27:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Evrim Teorisi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evrim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.evrimteorisi.net/?p=4069</guid>
		<description><![CDATA[Eski Yunan düşünürleri, tüm cisimlerin atom denilen küçük parçacıklardan meydana geldiğini düşünüyorlardı. Evreni ve tüm canlıları; hiçbir yönlendirme olmadan, hiçbir bilinçli müdahaleye maruz kalmaksızın, bu atomların şekillendirdiğini iddia ediyorlardı. Bu inanışa göre, madde ezeli ve ebedi idi ve maddenin dışında hiçbir varlık söz konusu değildi. Varlıkların yapı ve davranışlarında doğaüstü olayların müdahalesi kabul edilemezdi. Her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eski Yunan düşünürleri, tüm cisimlerin atom denilen küçük parçacıklardan meydana geldiğini düşünüyorlardı. Evreni ve tüm canlıları; hiçbir yönlendirme olmadan, hiçbir bilinçli müdahaleye maruz kalmaksızın, bu atomların şekillendirdiğini iddia ediyorlardı. Bu inanışa göre, madde ezeli ve ebedi idi ve maddenin dışında hiçbir varlık söz konusu değildi. Varlıkların yapı ve davranışlarında doğaüstü olayların müdahalesi kabul edilemezdi. Her şey, maddenin mutlak varlığı inancına dayanıyordu. Madde ezeli olduğuna göre, evren de ezeliydi ve bu anlayış ateizmin temelini oluşturuyordu. Tüm evren ezeli olarak varsa, sapkın materyalist inanışa göre maddenin ve evrenin yaratılmış olması imkansızdı.</p>
<p>Materyalizme göre, evren sonsuzdu ve dolayısıyla evrende bir amaç ve özel yaratılış da yoktu. Evrendeki tüm denge, ahenk, uyum ve düzen, materyalistlere göre sadece tesadüflerin eseri idi. Materyalizm her şeyin, şuursuz atomların rastgele bir araya gelmeleri sonucunda meydana geldiğini ve dış dünya her ne kadar mükemmel bir komplekslik, denge ve müthiş bir düzen sergilese de, tüm bunların amaçsız tesadüflerin bir sonucu olduğunu iddia ediyordu. Materyalist zihniyet, bu akıl dışı önkabule eski Yunan&#8217;dan beri sahipti.</p>
<p>Materyalizm, &#8220;amaç&#8221; ve &#8220;yaratılmışlık&#8221; fikirlerini reddettiği için, bir Yaratıcı&#8217;nın varlığını da reddediyordu. Daha doğru bir deyişle materyalizm, Allah&#8217;ın varlığını reddetmek için ortaya atılmış bir felsefe idi. Yeryüzünde Allah inancını inkar eden pek çok akım, ideoloji ve fikir sistemi, materyalizmi kendisine temel edinmişti. Yani dinsizliğin en etkin dini materyalizm olmuştu.</p>
<p>Virginia Üniversitesi&#8217;nden fizik profesörü Stanley Sobottka, materyalizm sapkınlığını şöyle tanımlamaktadır:</p>
<p>Eğer biz buna (materyalist görüşe) inanırsak, buna göre yaşarsak, kendimiz de dahil tüm yaşantımızın tamamiyle fizik kanunlarına göre yönetildiğini kabul etmek durumunda kalırız. Bu durumda isteklerimize, arzularımıza, ümitlerimize, ahlaki düşüncelerimize, hedeflerimize, amaçlarımıza ve kaderimize hükmeden tek kanun, fizik kanunlarıdır. Madde ve enerji bizim birinci asıl hedefimiz, tüm tutkularımızın ve isteklerimizin amacı olmalıdır. Özellikle bunun anlamı, yaşantılarımızın vücutlarımızı da içeren maddiyatı elde etme amacına dayalı olması, buna odaklanması gerekmektedir veya maksimum maddesel hoşnutluğu, tatmini, zevki elde edebilmek için en azından bu maddi şeyleri düzenlemek veya değiştirmek gerekmektedir. Başka hiçbir amaç gözetmeden sadece tüm enerjimizi bu yönde harcamalıyız. Tüm bunlardan başka hiçbir seçeneğimiz yoktur çünkü tamamiyle fizik kanunlarına göre yönetilmekteyiz. Bu inançlar veya istekler tarafından kendimizi tuzağa düşmüş gibi hissedebiliriz ancak bunları başımızdan bir türlü defedemeyiz. Bize tamamen bu materyalist sistem hakim olur.</p>
<p>Kısaca özelleştirirsek bu materyalist felsefenin özeti &#8220;Ben bir vücudum&#8221; şeklindedir. <em>(Stanley Sobottka, A Course in Consciousness, http://faculty.virginia.edu/consciousness/ )</em></p>
<p>Eski Yunan&#8217;da, materyalizme göre dindar insanlar bilimselliğe karşıydılar. İşte bu yüzden materyalistler tarih boyunca Allah inancı ve bilim arasında bir anlaşmazlık varmış gibi bir görünüm ortaya koymaya çalıştılar. Oysa bilim Allah&#8217;ın varlığına dair deliller göstermekteydi, Allah inancı ile mücadele halinde olan ise materyalist zihniyet idi. (Bu elbette Darwinizm&#8217;i de kapsıyordu. Darwinizm ile mücadele, asıl olarak onun materyalist kaynaklı olması nedeniyledir.) Materyalistler, tarih boyunca varlıkların bir atom yığınından oluştuğunu, insan beyninin de bir hücre ağından başka bir şey olmadığını iddia ettiler. İnsan zihnine bir açıklama getiremediler; bunu, nöronların etkileşmesi olarak açıklamaya çalıştılar.</p>
<p>Materyalistler, kendilerini de bir hayvan veya makine olarak tanımlamaktan çekinmediler. Şuurlu bir varlık statüsünde olduklarını inkar ettiler. Kendilerini tesadüflerin var ettiğini iddia ettiler. Oysa bu büyük bir aldanış ve Allah&#8217;ı inkar etmek için kurgulanmış büyük bir yalandı.</p>
<p>Maddenin mutlak gerçekliğine inanan bu insanlar aslında, Delaware Üniversitesi Bartol Araştırma Enstitüsü&#8217;nden kuantum parçacık fizikçisi Stephen M. Barr&#8217;ın ifadesiyle eski dönem paganistlerinden neredeyse farksızdılar. Materyalistler, insanı, tıpkı eski paganlar gibi insandan aşağı varlıklar olarak tanımlamaktaydılar. Paganlar bunu, sözde maddeyi ilahlaştırarak yapmıştı; materyalist ise aynı şeyi, ruhu inkar edip her şeyi madde seviyesine indirgeyerek gerçekleştirdi. Paganlar, hareketlerin yörüngeler ve yıldızlar tarafından kontrol edildiğini söylemişti; materyalistler ise, kendilerinin, beyinlerindeki elektronların yörüngeleri tarafından kontrol edildiklerini iddia ettiler. Paganlar, ibadet etmek için hayvanların önünde eğilmişti; materyalistler ise kendilerinin hayvandan başka bir şey olmadığını iddia ettiler. <em>(Stephen M. Barr, Retelling the Story of Science, Mart 2003 http://www.firstthings.com/ftissues/ft0303/articles/barr.html)</em></p>
<p>Oregon Üniversitesi Kuramsal Bilimler Enstitüsü fizik profesörü Amit Goswami, materyalizmin insanlara aşılamak istediği temel mantığı şu şekilde açıklamıştır:</p>
<p>Bizler, birer makine olduğumuza inanmaya şartlandırıldık. Buna göre tüm hareketlerimiz; aldığımız uyarılar ve geçmişteki şartlanmalar tarafından kontrol edilmektedir. Tıpkı sürgünler gibi, hiçbir sorumluluğumuz veya hiçbir seçimimiz yok. <em>(Amit Goswami, The Self-Aware Universe &#8220;How Consciousness Creates the Material World&#8221;, Tarcher / Penguin Books, 1995, s. 12)</em></p>
<p>İnsanları bu gerçekten uzaklaştırmaya çalışan materyalist mantık, eski Yunan&#8217;dan beri tarihin her döneminde aynı anlayış ile tarih sahnesinde yerini almıştı. Ama bu inanışın asıl olarak yaygınlaşıp yerleşik bir fikir sistemi halini aldığı asır 19. yüzyıl oldu. 19. yüzyılda, klasik fizikçilerin büyük bir çoğunluğu, maddenin ana öğelerinin tıpkı bilardo topları gibi, cansız, bölünemeyen atomlardan oluştuğunu ve evrendeki mükemmel düzen ve kompleksliğin kaynağının atomların rastgele hareketlerinin bir sonucu olduğunu sanıyorlardı. Onlara göre, yeryüzündeki canlılık da dahil olmak üzere her şey, bilinçsiz bir süreç içinde tesadüf eseri var olmuştu. Atomlar; bilinçsiz, şuursuz birliktelikler kurmuşlar ve şu anda karşımızda gördüğümüz mükemmel özellikleriyle dünyayı, dahası akıl ve şuur sahibi olan bizleri meydana getirmişlerdi. Materyalistler, bu iddiaları sıralayarak insanın bir Yaratıcı tarafından yaratılmadığını ve maddesel bir varlıktan öte bir şey olmadığını insanların zihinlerine kazımak istiyorlardı. Oysa insanın mükemmel sistem ve mekanizmalarla, olağanüstü bir akıl ve zihin gücüyle yaratılmış olduğu açık bir gerçektir. Yeryüzünde, materyalistlerin iddia ettikleri gibi bilinçsiz ve şuursuz olaylar, bunun sonucunda oluşan bilinçsiz yapı ve sistemler yoktur. Her şey, kimi zaman insanın kavrama gücünü aşan komplekslikler ve üstünlükler sergiler ve bu detaylar, hiçbir tesadüfi müdahaleye mahal vermeyecek derecede mükemmeldir. Yeryüzü, olağanüstü yaratılışın delillerini gösterir niteliktedir.</p>
<p>Bu gerçeklere rağmen, materyalistler şuursuz atomların her şeyin temeli olduğuna dair iddialarında ısrarlıydılar. Peki materyalistlere göre her şeyin sebebi olan atom nasıl bir şeydi?</p>
<p>Atom, bir bakıma bir boşluktur ve bu gerçekten de doğrudur. Bunu şu şekilde açıklayabiliriz: Nötron ve protonların birlikte oluşturduğu atom çekirdeğini, sadece 1 mm çapında, bir toplu iğne başı büyüklüğünde kabul edersek; çekirdeğin etrafında dönen elektron bu çekirdekten tam 100 metre uzaklıkta bir noktada bulunmaktadır. <em>(Taşkın Tuna, Ol Dedi Oldu &#8220;Big Bang&#8217;in Nefes Kesen Öyküsü&#8221;, Ekim 2005, Şule Yayınları, s. 59)</em></p>
<p>Çekirdekle elektronlar arasındaki bu büyük mesafe içinde ise var olan şey sadece boşluktur. Hiçbir şeyin, hiçbir maddenin bulunmadığı bu 100 metrelik boşluk, gerçek anlamda bir &#8220;boşluk&#8221;tur. İşte bu nedenle uzmanların atomu bir boşluk olarak kabul etmeleri bir bakıma doğrudur. İngiliz fizikçi Sir Arthur Eddington&#8217;un belirttiği gibi, &#8220;madde çoğunlukla hayalet gibi boş alandan oluşmaktadır.&#8221; <em>(Peter Russell, The Primacy of Consciousness, http://www.peterussell.com/SP/PrimConsc.html )<br />
</em><br />
Daha kesin konuşmak gerekirse, atomun %99.9999999&#8242;unda hiçbir şey yoktur.</p>
<p>Kaliforniya Üniversitesi&#8217;nden parçacık fizikçisi Fred Alan Wolf, atomla ilgili olarak bu gerçeği şu şekilde açıklamıştır:</p>
<p>&#8230; bizim yaşadığımız gezegendeki hayatın, evrenin ne kadar boş olduğunu düşündüğümüzde, bir sürpriz olduğunu anlayabiliriz. Aslında, evrenin %99&#8242;dan fazlası hiçbir şeydir! Evrenin endişe verici bir hızla genişlemekte olduğunu dikkate alırsak, daha önce hiç olmadığı kadar çok hiçlik meydana gelecektir! Buna bu şekilde bakmak bizde hayranlık uyandırıcı bir saygı oluştururken, atom altı parçacıkların mikrodünyasını dikkate aldığımızda, durum daha da fenalaşır. Deyim yerindeyse, hiçbir şey yoktur. <em>(Fred Alan Wolf, The Spiritual Universe &#8220;One Physicist&#8217;s Vision of Spirit, Soul, Matter and Self&#8221;, Moment Point Press, 1999, s. 99)</em></p>
<p>20. yüzyılın başlarında her şeyin en ufak parçası olarak kabul edilen atomun içinde dev bir boşluk olduğu, bu boşluğun içinde de bir çekirdek ve onun etrafında dönen elektronlar olduğu biliniyordu. Maddenin de, atomun da, onun içindeki temel parçacıkların da işlevleri yalnızca genel hatlarıyla anlaşılmıştı. Peki atom çekirdeğinde, 10-18 metrelik bir alanda, yani santimetrenin milyonda birinin, milyonda birinin, milyonda biri kadarlık bir alanda ne vardı? İşte bilim adamları bunu bilmiyorlardı.</p>
<p>1960&#8242;lı yıllarda, bilimsel alanda çok önemli bir keşif gündeme geldi. Protonun derinliklerinde, ismine kuark denilen parçacıklar olduğu fark edildi. Bu olağanüstü küçük parçacıklar, protonun artı yükünün ve nötronun yüksüzlüğünün sebebiydiler. Zamanla yapılan araştırmalar sonucunda anlaşıldı ki, atomun 0.0000001&#8242;ini oluşturan hacmin içinde müthiş bir dünya var.</p>
<p>Materyalistler, atomun derinliklerine doğru indikçe ve maddenin en küçük yapı taşının olağanüstü detaylarını gördükçe, çözümü bu konudaki teorilerini farklı bir yönde geliştirmekte buldular. Tüm evrenin bilinçsizce, rastgele bir şekilde ortaya çıkması için, yalnızca atomların değil, atomun içindeki dünyanın, yani atom altı parçacıklarının parçacık hareketlerinin de nasıl meydana geldiğini açıklamaları gerekiyordu. Yegane varlığın madde olduğu iddiası, materyalist zihinlerdeki yerini korumaktaydı. Ta ki, kuantum fiziği keşfedilinceye kadar&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.evrimteorisi.net/evrim/bir-devrin-hurafesi-materyalizm/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Evrimci Taner Edis Darwin Haftası Etkinliklerinde Sayın Adnan Oktar&#8217;ın Yaratılış Atlası İsimli Eserini Tanıttı</title>
		<link>http://www.evrimteorisi.net/darwinizm/evrimci-taner-edis-darwin-haftasi-etkinliklerinde-sayin-adnan-oktarin-yaratilis-atlasi-isimli-eserini-tanitti/</link>
		<comments>http://www.evrimteorisi.net/darwinizm/evrimci-taner-edis-darwin-haftasi-etkinliklerinde-sayin-adnan-oktarin-yaratilis-atlasi-isimli-eserini-tanitti/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 22:19:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Evrim Teorisi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Darwinizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.evrimteorisi.net/?p=4064</guid>
		<description><![CDATA[Amerika’da bir üniversitede düzenlenen Darwin haftası etkinlikleri kapsamında, ateist ve evrimci görüşleriyle bilinen Taner Edis İslam dünyasındaki evrim karşıtı çalışmaları aktardı. Edis  konuşması boyunca Sayın Adnan Oktar’ın çalışmalarını özellikle de “Yaratılış Atlası” eserinin 1. cildini tanıttı. Sayın Oktar’ın evrime karşı ve Yaratılış’ı savunan Müslüman bir yazar olarak etkisinden bahseden Taner Edis, Darwinizmin dünya çapında aldığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Amerika’da bir üniversitede düzenlenen Darwin haftası etkinlikleri kapsamında, ateist ve evrimci görüşleriyle bilinen Taner Edis İslam dünyasındaki evrim karşıtı çalışmaları aktardı. Edis  konuşması boyunca Sayın Adnan Oktar’ın çalışmalarını özellikle de “Yaratılış Atlası” eserinin 1. cildini tanıttı. Sayın Oktar’ın evrime karşı ve Yaratılış’ı savunan Müslüman bir yazar olarak etkisinden bahseden Taner Edis, Darwinizmin dünya çapında aldığı ağır yenilgiyi bir kez daha teyit etti.</p>
<p><img src="http://www.evrimteorisi.info/repository/images/evrimci-taner-edis-darwin-haftasi-etkinliklerinde-sayin-adnan-oktarin-yaratilis-atlasi-isimli-eserini-tanitti_400x372.jpg" alt="" /><br />
<img src="http://www.evrimteorisi.info/repository/images/evrimci-taner-edis-darwin-haftasi-etkinliklerinde-sayin-adnan-oktarin-yaratilis-atlasi-isimli-eserini-tanitti_500x721.jpg" alt="" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.evrimteorisi.net/darwinizm/evrimci-taner-edis-darwin-haftasi-etkinliklerinde-sayin-adnan-oktarin-yaratilis-atlasi-isimli-eserini-tanitti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anti-Big Bang Hareketinin Çaresiz Girişimi</title>
		<link>http://www.evrimteorisi.net/cevaplar/anti-big-bang-hareketinin-caresiz-girisimi/</link>
		<comments>http://www.evrimteorisi.net/cevaplar/anti-big-bang-hareketinin-caresiz-girisimi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 22:14:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Evrim Teorisi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cevaplar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.evrimteorisi.net/?p=4059</guid>
		<description><![CDATA[Haber7.com sitesinde &#8220;Yaratılışa İsyan&#8221; başlıklı bir yazı yayınlandı. Bu isyan, astronomi alanında 70 yıldan fazla süredir toplanan verilerle daima doğrulamış olan Big Bang teorisiyle ilgiliydi. 33 astrofizikçi, Big Bang aleyhindeki iddialarını dile getirmeleri için özgür bir ortam bulunmadığı yönünde itiraz ediyordu. Sözkonusu araştırmacılar Big Bang teorisine karşı eleştiri zemini oluşturmak için bir mektup yayınlayarak bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Haber7.com sitesinde &#8220;Yaratılışa İsyan&#8221; başlıklı bir yazı yayınlandı. Bu isyan, astronomi alanında 70 yıldan fazla süredir toplanan verilerle daima doğrulamış olan Big Bang teorisiyle ilgiliydi. 33 astrofizikçi, Big Bang aleyhindeki iddialarını dile getirmeleri için özgür bir ortam bulunmadığı yönünde itiraz ediyordu. Sözkonusu araştırmacılar Big Bang teorisine karşı eleştiri zemini oluşturmak için bir mektup yayınlayarak bu yöndeki görüşlerine destek kampanyası başlatmışlardı ve şimdi Alman Die Zeit gazetesinden tercüme edilen Haber7.com yazısında bu girişim tanıtılıyordu. Yazıda söz konusu harekete &#8220;Bilimsel yaratılış teorisine isyan&#8221;, &#8220;33 Astrofizikçi artık Big Bang hikayesini duymak dahi istemiyor&#8221; gibi söylemlerle destek verilidiği görülüyordu. Ancak bu itirazlar, Big Bang modelini bilimsel olarak değerlendirmede gerçek kriter olan kanıtsal yeterlilik açısından önemsizdir. Ayrıca yaratılış gerçeğine isyan, bilimde yeni bir şey değildir. Yaratılışın bilimsel olarak doğrulanmasını kendi dünya görüşleri açısından tahammül edilemez bulan materyalistler Big Bang&#8217;e karşı daha önce de benzer araşıyışlara girişmiş ancak hüsrana uğramışlardır.</p>
<p>Big Bang modeli, üç temel ve önemli kozmolojik gözlemi mükemmel bir şekilde açıklamaktadır. Evrenin genişlemesi (Hubble kanunu; gözlemciye uzaklıkla hızın azalması arasındaki doğrusal bağımlılık), gökyüzünde tüm yönlerden yayılan mikrodalga yani kozmolojik arka fon ve evrenin ilk birkaç dakikasında yaratılan helyum ve deuteryum gibi hafif atom çekirdeklerin bolluğu.</p>
<p>Evrenin sürekli olarak genişlediğini gösteren gözlemler, astronomların evrenin bir başlangıcı olduğu sonucuna varmalarına yol açmıştır. Evren sıfır hacimdeki ve sonsuz yoğunluktaki bir noktanın patlamasıyla başlamıştır.</p>
<p>Big Bang modeli, evrenin bir başlangıcı olduğunu bilimsel olarak ortaya koymasıyla çok önemli felsefi uygulamalar ortaya koymuştur. Modern bilim, evrenin bir başlangıcı olduğunu göstererek, evrenin Allah tarafından yoktan varedilişini doğrulamıştır. Columbia Üniversitesi&#8217;nden Ken Miller, Big Bang&#8217;in evrenin kökenine tuttuğu bu ışığı şöyle açıklar:</p>
<p>&#8220;Kozmoloji biliminin en çarpıcı bulgularından birisi, evrenin gerçekten bir başlangıcı, harikulade bir başlangıcı olduğu bulgusudur. İlk sebep tartışmaları, zaman içinde olayların sonsuza değin gerileyebilir olduğuna karşı kullanılan teorik bir argümandır.<br />
Bunlar verimsiz felsefi kavramlar olarak görünürdü. Big Bang, ilk sebebi gerçek kıldı. Zamanın başlangıcına bir duvar koyarak kozmik patlamadan önce meydana gelmiş olabilecek olayları sorgulamaya (ama spekülasyona değil) kapattı. Birçok bilim adamının görüşüne göre, Big Bang, evrenin başlangıcına belirgin bir şekilde teolojik olan bir aydınlatma sağlamıştır (Miller K.R., &#8220;Finding Darwin&#8217;s God: A Scientist&#8217;s Search for Common Ground Between God and Evolution,&#8221; [1999], HarperCollins: New York NY, 2000, reprint, sf.225) .&#8221;</p>
<p>Bu gerçek, evrenin ezeli ve ebedi olduğunu (Allah&#8217;ı tenzih ederiz) savunan materyalistler için çok rahatsız edici ve hatta temelden sarsıcı olmuştur. Materyalist bilim adamları bu yüzdenBig Bang&#8217;i devre dışı bırakacak ve sonsuz evren fikrini ayakta tutabilecek modeller geliştirme arayışına girmiş ancak bu yöndeki tüm çabaları başarısızlıkla sonuçlanmıştır.</p>
<p>Bunun en önemli örneği, 1950&#8242;li yıllarda astronom Fred Hoyle tarafından ortaya atılan Sabit Durum teorisidir. Hoyle, bu teorisiyle evrenin genişlediği gözlemini açıklamada bir büyük patlamanın yerine maddenin sürekli olarak yeni maddeyi ortaya çıkarmasını yerleştirmeye çalışmıştır. Fred Hoyle ile birlikte uzun yıllar sabit durum teorisini savunan Dennis Sciama, bu teoriyi kendi inançlarına uygun bulduğu için savunduğunu ancak ardı ardına gelen ve Big Bang&#8217;i ispatlayan deliller karşısında pes etmek zorunda kalışını şöyle anlatmaktadır:</p>
<p>Sabit durum teorisini savunanlarla onu test eden ve bence onu çürütmeyi uman gözlemciler arasında, bir dönem çok sert çekişme vardı. Bu dönem içinde ben de bir rol üstlenmiştim. Çünkü gerçekliğine inandığım için değil, gerçek olmasını istediğim için &#8216;sabit durum&#8217; teorisini savunuyordum. Teorinin geçersizliğini savunan kanıtlar ortaya çıkmaya başladıkça Fred Hoyle bu kanıtları karşılamada lider rol üstlenmişti. Ben de yanında yer almış, bu düşmanca kanıtlara nasıl cevap verilebileceği konusunda fikir yürütüyordum. Ama kanıtlar biriktikçe artık oyunun bittiği ve sabit durum teorisinin bir kenara bırakılması gerçeği ortaya çıkıyordu ( Stephen Hawking, Evreni Kucaklayan Karınca, Alkım Kitapçılık ve Yayıncılık, 1993, s. 62-63) .</p>
<p>Rakip teorileri devre dışı bırakmış, astronomi alanındaki gözlemlerle tamamen uyumlu bir model olarak Big Bang, günümüz astronom ve astrofizikçileri arasında yaygın kabul görmüş durumdadır. Big Bang&#8217;e karşı bir hareket başlatmış olan 33 astrofizikçinin elinde ise Big Bang&#8217;e karşı sağlam kanıtlara dayalı herhangi bir açıklama bulunmamaktadır. Bu durum haber7.com&#8217;da yayınlanan yazının kendisinde de belirtilmektedir:</p>
<p>&#8220;Bu açıdan bakıldığında 33 ilk patlama karşıtının eleştirisi bu oyunda etkisiz kalmakta. Anti-Big Bang hareketi bunun yerine daha açıklayıcı sonuçlar bulmalı. Ne var ki bu son elli yıl içinde gerçekleşmedi&#8221;.</p>
<p>Anti-Big Bang hareketi, teoriyi eleştirenlerin araştırmaları için gerekli finansman desteğinden mahrum bırakıldıklarını öne sürmektedirler. Ancak bu itirazları ciddi bulmayan Bielefeld Üniversitesi filozofu Martin Carrier&#8217;in bunlara cevabı, yazının sonuç bölümünde şu ifadelerle aktarılmaktadır:<br />
&#8220;Bunun, para eksikliğinden gerçekleştirilemediğini ileri sürmek anlamsız. Ve hoşgörülür bir gerekçe değil. Çünkü uzayla ilgili yapılan bütün araştırmalar herkese açık, Anti-Big Bangciler de bu bilgilerden yararlanabilir ve kendi tezlerinde kullanabilirler!&#8221;</p>
<p>33 Astrofizikçinin ortaya getirecekleri bir açıklama varsa ve bunun Big Bang&#8217;den daha güçlü bir açıklama olduğunu düşünüyorlarsa, kendilerine engel bir durum olmadığı açıktır. Diledikleri takdirde bu verileri inceleyebilir, bunları diledikleri şekillerde açıklayabilirler. Oysa 33 astrofizikçi, bilimsel olarak yapıcı olabilecek bu davranışı ortaya koyamamaktadır. Bunun yerine itirazlarını, Big Bang aleyhtarları üzerinde hayali bir baskı uydurarak duyurmaya çalışmaktadırlar. Bu da ideolojik nedenlerle Big Bang&#8217;e karşı olan bilim adamlarının politik olarak hareket ettiklerini ve söz konusu hareketin bilimsel olarak ciddiye alınacak bir yönünün bulunmadığını göstermektedir.</p>
<p>Sonuç:</p>
<p>Big Bang teorisine, felsefi sebeplerle isyan etmiş bilim adamları, her defasında Big Bang&#8217;i doğrulayan kanıtların ağırlığı altında ezilmiş, en inatçı çabalar dahi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu durum son Anti-Big Bang hareketi için de kaçınılmazdır. Allah&#8217;ın üstün yaratmasının bir eseri olan evren, modern bilim aracılığıyla yaratılışın kanıtlarını gün ışığına çıkarmaya devam etmektedir. Ve ideolojik olarak savunulan, politik olarak desteklenen materyalizm yalanı, gerçeğin kanıtları karşısında çürümeye mahkumdur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.evrimteorisi.net/cevaplar/anti-big-bang-hareketinin-caresiz-girisimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Avlanmak İçin Sünger Kullanan Yunuslar</title>
		<link>http://www.evrimteorisi.net/gercekler/avlanmak-icin-sunger-kullanan-yunuslar-2/</link>
		<comments>http://www.evrimteorisi.net/gercekler/avlanmak-icin-sunger-kullanan-yunuslar-2/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 May 2012 19:13:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Evrim Teorisi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gerçekler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.evrimteorisi.net/?p=4053</guid>
		<description><![CDATA[Yaklaşık 30 yıl boyunca devam eden bilimsel araştırmalar yunusların çok zeki hayvanlar olduğunu ortaya koymuştur. Örneğin Avustralyalı balıkçılar, Shark Bay’deki Bottlenose (şişeburunlu) cinsi yunusların ilginç bir alışkanlıklarının olduğunu fark etmişler. Yunuslar burunlarının üzerinde denizden topladıkları süngerleri taşıyorlardı. Bu sıra dışı davranışı inceleyen bilim adamlarının vardıkları sonuç yunusların zekice bir avlanma tekniği geliştirdiklerini ortaya koymuştur.  Zürih [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaklaşık 30 yıl boyunca devam eden bilimsel araştırmalar yunusların çok zeki hayvanlar olduğunu ortaya koymuştur. Örneğin Avustralyalı balıkçılar, Shark Bay’deki Bottlenose (şişeburunlu) cinsi yunusların ilginç bir alışkanlıklarının olduğunu fark etmişler.</p>
<p>Yunuslar burunlarının üzerinde denizden topladıkları süngerleri taşıyorlardı. Bu sıra dışı davranışı inceleyen bilim adamlarının vardıkları sonuç yunusların zekice bir avlanma tekniği geliştirdiklerini ortaya koymuştur.  Zürih Üniversitesi Antropoloji Enstitüsü’nden Michael Krützen yunusların bu davranışlarıyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır:</p>
<p>“Yunusların, süngerleri deniz tabanında balık avlarken kullandıklarına inanıyoruz. Süngerler büyük ihtimalle koruyucu bir eldiven görevi görerek yunusları, taşbalıklarının tehlikeli dikenlerinden koruyor. Sünger aynı zamanda deniz tabanında saklanan balıkları da rahatsız ederek harekete geçirir.  Böylece yunuslar saklanan bu balıkları da daha kolay avlayabilirler.”<span style="font-family: 'times new roman'">(http://news.bbc.co.uk/2/hi/science/nature/4613709.stm)</span></p>
<p>Kesinlikle bilinci ve aklı olmayan canlılar olan yunusların ince farkları ayırt edebilme, olaylar arasında bağlantı kurabilme, doğru kararlar verebilme, plan yapabilme, birkaç aşama sonrasını hesaplayabilme, koruma, mesaj verme gibi akıl ve bilinç gerektiren davranışlar sergilemeleri kendilerinden kaynaklanmaz. Bu canlıların davranışlarının sebebinin art arda gelen tesadüflerin eseri olamayacağı da açıkça görülebilir. Yunusların sahip oldukları davranışların gerçek sahibi, her canlıyı yoktan var eden, denetleyen, her an gözleyen ve her canlıya davranışını emreden, yerlerin, göklerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi olan Allah’tır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.evrimteorisi.net/gercekler/avlanmak-icin-sunger-kullanan-yunuslar-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nesneleri Net Görmemizde Korneanın Etkisi</title>
		<link>http://www.evrimteorisi.net/genel/nesneleri-net-gormemizde-korneanin-etkisi/</link>
		<comments>http://www.evrimteorisi.net/genel/nesneleri-net-gormemizde-korneanin-etkisi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 May 2012 19:12:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Evrim Teorisi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.evrimteorisi.net/?p=4049</guid>
		<description><![CDATA[Vücut içinde çok özel bir işleve sahip olan gözler, 40 temel parçadan oluşur. En gelişmiş kameradan çok daha kusursuz bir görüntü ve netlik sağlayan insan gözü, organellerinin olağanüstü işlevleri sayesinde harikulade yapısını her an korur. Gözün penceresi konumunda olan kornea da, ışığı geçiren saydam yapısı ile görme mucizesinde büyük bir öneme sahiptir. Kornea denen saydam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Vücut içinde çok özel bir işleve sahip olan gözler, 40 temel parçadan oluşur. En gelişmiş kameradan çok daha kusursuz bir görüntü ve netlik sağlayan insan gözü, organellerinin olağanüstü işlevleri sayesinde harikulade yapısını her an korur. Gözün penceresi konumunda olan kornea da, ışığı geçiren saydam yapısı ile görme mucizesinde büyük bir öneme sahiptir.</p>
<p>Kornea denen saydam bölüm ışık ışınlarını kırarak, bu ışınların mercekten geçip, gözün arkasındaki retinaya ulaşmalarını sağlar. Odaklama için gerekli olan ışığın kırılımının üçte ikisi bu sayede sağlanır. Kırılmanın geri kalan üçte birlik bölümünü ise, gözün iç kısmında bulunan mercek gerçekleştirir.</p>
<p>Nesneleri net görebilmek için korneanın her zaman saydam ve çok duyarlı olması gerekir. Çünkü saydamlığını yitirdiği anda göze yeterince ışık giremediği için görüntü bulanıklaşır. Gözün dışarıya açık olan bölümündeki bu katmanın çok duyarlı olması da göze kaçan küçük bir toz parçasının bile hemen fark edilip temizlenmesini sağlar.</p>
<p>Korneanın bu derece saydam olmasının sebebi, kendisini oluşturan liflerin hassas bir düzen içerisinde sıralanmalarıdır. Bu sıralanmaya yapılacak herhangi bir müdahale korneanın kararmasına ve görüntünün bulanıklaşmasına sebep olur.</p>
<p>Fotoğraf makinesi için objektif ne kadar önemliyse göz için de kornea aynı önemi taşır. Aynı zamanda vücuttaki en hassas yapılardan biri olan kornea o kadar şeffaftır ki, ancak çok yakından dikkatle bakıldığında görülebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.evrimteorisi.net/genel/nesneleri-net-gormemizde-korneanin-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Materyalizmi Bilimsel Olarak Yok Eden Keşif: Kuantum Fiziği</title>
		<link>http://www.evrimteorisi.net/evrim/materyalizmi-bilimsel-olarak-yok-eden-kesif-kuantum-fizigi/</link>
		<comments>http://www.evrimteorisi.net/evrim/materyalizmi-bilimsel-olarak-yok-eden-kesif-kuantum-fizigi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 May 2012 18:12:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Evrim Teorisi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evrim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.evrimteorisi.net/?p=4033</guid>
		<description><![CDATA[Fiziki evrenin inşa edilme şekli, ruhun varlığına işaret etmeye yeterlidir. Benim ruhu bulduğum noktalar kuantum mekaniğinin işleyişi ya da kuantum fiziği diyebiliriz, bunlar, fiziki dünyanın ardında ruhla bağlantılı bir temel olabileceğini gösteriyor. (Can Science Seek to Soul, http://www.closertotruth.com/topics/mindbrain/113/113transcript.html) (Kaliforniya Üniversitesi&#8217;nden ünlü parçacık fizikçisi Fred Alan Wolf) Isaac Newton&#8217;a göre ışık, &#8220;corppuscule&#8221; adı verilen bir madde akımıydı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Fiziki evrenin inşa edilme şekli, ruhun varlığına işaret etmeye yeterlidir. Benim ruhu bulduğum noktalar kuantum mekaniğinin işleyişi ya da kuantum fiziği diyebiliriz, bunlar, fiziki dünyanın ardında ruhla bağlantılı bir temel olabileceğini gösteriyor. <em>(Can Science Seek to Soul, http://www.closertotruth.com/topics/mindbrain/113/113transcript.html) </em> (Kaliforniya Üniversitesi&#8217;nden ünlü parçacık fizikçisi Fred Alan Wolf)</p>
<p>Isaac Newton&#8217;a göre ışık, &#8220;corppuscule&#8221; adı verilen bir madde akımıydı. Tümüyle parçacıklardan oluşuyordu. Bir başka deyişle kuantum fiziği keşfedilene kadar kabul gören geleneksel Newton fiziğinin temeli, ışığın bir parçacık yığını oluşuna dayanıyordu. 19. yüzyıl fizikçilerinden James Clerk Maxwell ise ışığın dalga davranışı gösterdiğini öne sürüyordu. Kuantum teorisi, fiziğin bu en büyük tartışmasını uzlaştırdı.</p>
<p>1905 yılında Albert Einstein, ışığın kuantalara, yani enerji paketçiklerine sahip olduğu iddiasını ortaya attı. Bu enerji paketçiklerine foton adı veriliyordu. Parçacık olarak adlandırılsalar da, fotonlar 1860&#8242;larda James Clerk Maxwell&#8217;in iddia ettiği gibi dalga hareketine eşit şekilde gözlemlenebiliyordu. Dolayısıyla ışık, dalga ve parçacık arasında bir geçiş gibiydi.  <em>(George Gilder http://www.taemag.com/issues/articleid.17078/article_detail.asp)</em> Ancak bu durum, Newton fiziği açısından oldukça büyük bir çelişki sergiliyordu.</p>
<p>Einstein&#8217;ın hemen ardından Alman asıllı fizikçi Max Planck, ışık üzerinde çalışmalar yaparak, ışığın hem dalga hem de parçacık halinde bulunduğu değerlendirmesini yaptı ve tüm bilim dünyasını şaşırttı. Kuantum teorisi adı altında ortaya attığı bu teoriye göre enerji, düz ve sürekli değil, kesik, kopuk ve noktasal paketçikler halinde yayılıyordu. (Kuantum kelimesi, Latince&#8217;de &#8220;nicelik&#8221;, fizikte ise &#8220;parçacık&#8221; anlamına gelmektedir.) Bu düşünce Planck sabiti olarak matematiğe kazandırıldı. Kuantum olayında ışık, hem madde hem de dalga özelliği göstermekteydi. Foton denilen maddeye, uzayda bir de dalga eşlik etmekteydi. Yani ışık, uzayda yol alırken dalga gibi, önüne engel çıkınca aktif bir parçacık gibi davranmaktaydı. Bir başka deyişle ışık, önüne bir engel çıkana kadar bir enerji şekline bürünüyor, bir engelle karşılaştığında ise sanki maddesel bir varlığı varmış gibi kum tanelerini andıran parçacıklar şeklini alıyordu. Bu teori, Planck&#8217;ın ardından Albert Einstein, Niels Bohr, Louis De Broglie, Erwin Schroedinger, Werner Heisenberg, Paul Adrian Maurica Dirac ve Wolfgang Pauli gibi bilim adamları tarafından geliştirildi. Her birine bu büyük buluştan dolayı Nobel ödülü verildi.</p>
<p>Amit Goswami, ışığın bu yeni keşfedilmiş özelliği ile ilgili şunları söylüyordu:</p>
<p>Işık, dalga olarak görülebildiği zamanlarda, aynı anda iki veya daha fazla yerde olma yeteneğinde olur. Bir şemsiyenin deliklerinden geçer ve dağılma özelliği gösterir. Ancak ışığı bir fotoğraf filminde yakaladığımızda, parçacık taneleri gibi aralıklı ve nokta nokta bir özellik gösterir. O halde ışık hem parçacık hem de dalga olmalıdır. Çelişkili, değil mi? Söz konusu olan eski fiziğin siperlerinden biri: birden fazla yoruma yer vermeyen kesin bir izah. Söz konusu olan bir diğer şey de nesnellik kavramı: Işığın doğası, yani ışığın ne olduğu, onu nasıl gözlemlediğimize mi bağlı?<em> (Amit Goswami, The Self-Aware Universe &#8220;How Consciousness Creates the Material World&#8221;, Tarcher / Penguin Books, 1995, s. 31)</em></p>
<p>Bilim adamları, artık maddenin cansız, kör ve anlaşılmaz parçacıklar olduğuna inanmıyorlardı. Bir başka deyişle kuantum fiziği, materyalist bir anlam taşımıyordu. Çünkü maddenin özünde, maddesel olmayan bir şeyler vardı. Einstein, Phillip Lenard ve Compton ışığın tanecik yapısını araştırırken, Louis De Broglie de dalgaların yapısını incelemeye başladı. Broglie&#8217;nin keşfi ise olağanüstüydü. Yaptığı çalışmalar sonucunda atom altı parçacıkların da dalga özellikleri gösterdiklerini gözlemlemişti. Elektron, proton gibi parçacıklara da dalga boyu eşlik etmekteydi. Yani materyalizmin mutlak madde olarak tanımladığı atomun içinde, materyalistlerin inancının aksine madde değil, aslında var olmayan enerji dalgaları vardı. Atomun içindeki bu küçük parçalar, tıpkı ışık gibi, istedikleri zaman dalga gibi davranıyor, istedikleri zaman da parçacık özelliği gösteriyorlardı. Yani materyalist yoruma göre atomun içinde &#8220;mutlak şekilde var olan madde&#8221;, materyalistlerin beklentilerinin aksine kimi zaman görülebilir oluyor, kimi zaman da yok oluyordu. Bu önemli keşif, gerçek dünya zannettiğimiz görüntülerin birer gölge varlık olduğunu, maddenin, fizikten tamamen uzaklaştığını ve metafiziğe yöneldiğini gösteriyordu. <em>(David Pratt http://www.theosophy-nw.org/theosnw/science/prat-mat.htm)<br />
</em><br />
Fizikçi Richard Feynman, atom altı parçacıkları ve ışıkla ilgili bu ilginç gerçeği şu sözlerle açıklıyordu:</p>
<p>&#8220;Elektronların ve ışığın nasıl davrandıklarını artık biliyoruz. Nasıl mı davranıyorlar? Parçacık gibi davrandıklarını söylersem yanlış izlenime yol açmış olurum. Dalga gibi davranırlar desem, yine aynı şey. Onlar kendilerine özgü, benzeri olmayan bir şekilde hareket ederler. Teknik olarak buna &#8220;kuantum mekaniksel bir davranış biçimi&#8221; diyebiliriz. Bu, daha önce gördüğünüz hiçbir şeye benzemeyen bir davranış biçimidir&#8230; Bir atom, bir yay ucuna asılmış sallanan bir ağırlık gibi davranmaz. Çekirdeği saran bir bulut veya sis tabakasına da pek benzemez. Daha önce gördüğünüz hiçbir şeye benzemeyen bir şekilde davranır. En azından bir basitleştirme yapabiliriz: Elektronlar bir anlamda tıpkı fotonlar gibi davranırlar; ikisi de aynı şekilde &#8220;acayiptir&#8221;. Nasıl davrandıklarını algılamak bir hayal gücü gerektirir; çünkü algılayacağınız şey bildiğiniz her şeyden farklıdır&#8230; Bunun neden böyle olabildiğini hiç kimse bilemiyor.&#8221; <em>(Richard Feynman, The Character of Physical Law, Türkçe baskı: Fizik Yasaları Üzerine, TÜBİTAK Yayınları, s. 149-151 &#8211; http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/kopenhag.htm)</em></p>
<p>Tüm bunları özetlersek, kuantum mekanikçilerinin söyledikleri, nesnel dünyanın bir illüzyon olduğuydu.<em>(Thomas J. McFarlane, &#8220;The Illusion of Materialism&#8221; http://www.integralscience.org/materialism/materialism.html)</em> Max Planck Institude of Physics (Max Planck Fizik Enstitüsü) yöneticisi Prof. Hans-Peter Dürr, bu gerçeği şu şekilde özetliyordu:</p>
<p>Madde her ne ise, maddeden yapılmamıştır. <em>(Peter Russell, The Primacy of Consciousness, http://www.peterussell.com/SP/PrimConsc.html )<br />
</em><br />
1920&#8242;lerde en ünlü fizikçiler, Paul Dirac&#8217;tan Niles Bohr&#8217;a, Albert Einstein&#8217;dan Werner Heisenberg&#8217;e kadar herkes, kuantum deneylerinin sonuçlarını açıklamak için uğraştı. Sonunda, 1927&#8242;de Brüksel&#8217;deki beşinci Solvay Fizik Kongresi&#8217;nde bir grup fizikçi –Bohr, Max Born, Paul Dirac, Werner Heisenberg ve Wolfgang Pauli– Kuantum Mekaniğinin Kopenhag Yorumu olarak adlandırılan bir uzlaşmaya vardılar. Bu isim, grubun liderliğindeki Bohr&#8217;un çalıştığı yerin adıydı. Bohr, kuantum teorisinin öngördüğü fiziksel gerçekliğin, bir sisteme dair bizim sahip olduğumuz bilgi olduğunu ve bu bilgiye dayanarak ortaya attığımız tahminler olduğunu öne sürdü. Ona göre bizim beynimizdeki bu &#8220;tahminler&#8221;, &#8220;dışarıdaki&#8221; gerçek ile alakasızdı. Yani &#8220;içimizdeki dünya&#8221;, Aristo&#8217;dan bu yana fizikçilerin merak ettiği başlıca konu olan &#8220;dışarıdaki gerçek&#8221; dünya ile ilgili değildi. Fizikçiler, bu görüş ile ilgili eski düşüncelerini bir kenara atmışlar ve kuantum anlayışının fiziksel sistem üzerinde yalnızca &#8220;bizim bilgimizi&#8221; temsil ettiği konusunda hemfikir olmuşlardı. <em>(Jeffrey M. Schwartz, Sharon Begley, The Mind and The Brain &#8220;Neuroplasticity and the Power of Mental Force&#8221;, Regan Books, 2003, s. 272-273)</em> Bir başka deyişle bizim algıladığımız maddi dünya, yalnızca bizim beynimizdeki bilgiler ile var oluyordu. Yani dışarıdaki maddenin aslı ile hiçbir zaman muhatap olamıyorduk.</p>
<p>Jeffrey M. Schwartz, Kopenhag yorumuna göre ortaya çıkan sonucu şu şekilde tanımlıyordu:</p>
<p>Fizikçi John Archibald Wheeler&#8217;ın söylediğine göre: &#8220;Hiçbir olay, gözlemlenmeden, bir olay değildir.&#8221;<em>(Jeffrey M. Schwartz, Sharon Begley, The Mind and The Brain &#8220;Neuroplasticity and the Power of Mental Force&#8221;, Regan Books, 2003, s. 274)<br />
</em><br />
Özetle, kuantum mekaniğinin tüm geleneksel yorumu, bir &#8220;algılayanın&#8221; varlığına bağlı idi. <em>(Roger Penrose, The Road to Reality, Alfred A. Knopf, 2006 s. 1031)</em></p>
<p>Amit Goswami, bu gerçeği şu şekilde tanımlamıştı:</p>
<p>Şunu sorduğumuzu varsayalım: Yukarıya bakmadığımızda da Ay hala yerinde midir? Ay, sonuçta bir kuantum objesi olduğu için (tamamen kuantum objelerinden oluştuğu için), fizikçi David Mermin&#8217;in de belirttiği gibi buna hayır demeliyiz.</p>
<p>Belki de en önemli ve çocukluğumuzda özümsediğimiz en sinsi zan, dışarıda var olan objelerin maddesel dünyasının, gözlemleyenlerin oluşturduğu objelerden bağımsız olduğudur. Bu zannın lehinde dolaylı kanıtlar bulunmaktadır. Örneğin biz Ay&#8217;a baktığımızda, onun klasik olarak hesaplanmış yörüngesinde olmasını beklediğimiz yerde buluruz. Doğal olarak, biz ona bakmasak bile, zaman-mekan kavramı içinde Ay&#8217;ın mutlaka orada olduğunu zihnimizde tasarlarız. Kuantum fiziği ise buna hayır der. Biz Ay&#8217;a bakmadığımızda, her ne kadar çok küçük miktarlarda da olsa, Ay&#8217;ın olası dalgaları yayılır. Biz ona baktığımızda, dalga hemen söner ve dalga artık zaman mekan kavramı içinde olmaz. İdealist bir metafizik varsayımı belirtmek daha anlaşılır olacaktır: Eğer ona bakan bilinçli bir kişi bulunmuyorsa, zaman mekan kavramı içinde hiçbir obje yoktur. <em>(Amit Goswami, The Self-Aware Universe &#8220;How Consciousness Creates the Material World&#8221;, Tarcher / Penguin Books, 1995, s. 59-60)<br />
</em><br />
Bu elbette bizim algı dünyamız için geçerlidir. Elbette dış dünyada Ay&#8217;ın varlığı aşikardır. Ama biz baktığımızda ancak Ay&#8217;ın kendi algı dünyamızdaki varlığı ile karşılaşırız.</p>
<p>Kaliforniya Üniversitesi&#8217;nden nörobilimci ve psikiyatri profesörü Jeffrey M. Schwartz ise, kuantum fiziğinin gösterdiği bu gerçekle ilgili olarak The Mind and The Brain (Zihin ve Beyin) kitabında şu satırlara yer vermiştir:</p>
<p>Kuantum fiziğindeki gözlem güçlü bir şekilde ifade edilememektedir. Klasik fizikte (Newton fiziği) gözlemlenen sistemler, onu gözlemleyen ve araştıran bir bilincin varlığından bağımsız olarak bir varlığa sahiptir. Ancak kuantum fiziğinde, yalnızca gözlemleme sonucunda fiziksel bir niceliğin gerçek bir değeri olur. <em>(Jeffrey M. Schwartz, Sharon Begley, The Mind and The Brain &#8220;Neuroplasticity and the Power of Mental Force&#8221;, Regan Books, 2003, s. 264)</em></p>
<p>Jeffrey M. Schwartz, çeşitli fizikçilerin konuyla ilgili yorumlarını ise şu şekilde özetlemiştir:</p>
<p>Jacob Bronowski&#8217;nin &#8220;The Ascent of Man&#8221; kitabında belirttiği gibi: &#8220;Fizik bilimlerinin bir amacı, maddesel dünyanın tam bir görüntüsünü vermekti. 20. yüzyılda fizikteki en büyük başarılardan biri ise, bu amacın elde edilemez olduğunu kanıtlamak oldu.&#8221;</p>
<p>Heisenberg&#8217;e göre ise, objektif gerçeklik &#8220;buhar olup uçmuştur&#8221;. 1958 yılında şunları itiraf etmiştir: &#8220;Kuantum teorisinde matematiksel olarak formüle ettiğimiz doğanın kanunları, artık doğrudan parçacıklarla ilgili değildir, parçacıklar hakkındaki bilgimizle ilgilidir.&#8221;</p>
<p>Bohr ise, &#8220;Fiziğin görevinin, doğanın nasıl olduğunu bulabilmek olduğunu düşünmek yanlıştır. Fizik, doğa hakkında bizim ne söyleyeceğimizle ilgilidir.&#8221; demiştir. <em>(Jeffrey M. Schwartz, Sharon Begley, The Mind and The Brain &#8220;Neuroplasticity and the Power of Mental Force&#8221;, Regan Books, 2003, s. 274)</em></p>
<p>Ülkemizde de gösterilen &#8220;What the Bleep Do We Know&#8221; (Ne Biliyoruz ki?) belgesel filimindeki konuk fizikçilerden Fred Alan Wolf ise bu gerçeği şu şekilde tanımlamıştır:</p>
<p>Nesneleri oluşturanlar, daha fazla nesneler değildir. Nesneleri oluşturanlar fikirler, kavramlar ve bilgidir. <em>(What the Bleep Do We Know?, Belgesel film, yönetmen: William Arntz, Betsy Chasse )</em></p>
<p>80 yıl süren insan zekasının gerçekleştirebileceği en ilginç ve hassas deneylerden sonra kesin ve bilimsel olarak ispatlanmış olan kuantum fiziğine karşı hiçbir karşıt görüş yoktur. Yapılmış deneylerin getirdiği sonuçlara önerilebilen bir karşıt görüş de yoktur. Kuantum teorisi, yüzlerce farklı yönden mümkün olan her türlü denemeye tabi tutulmuş ve bilim adamlarının geliştirdiği her türlü testi geçmiştir.<em> (Nick Herbert, Temel Bilinç, Ayna Yayınevi, 1999, s. 146)</em> Sayısız bilim adamına Nobel ödülü kazandırmıştır ve hala kazandırmaktadır. Koşulsuz olarak tek gerçek şeklinde kabul edilmiş Newton fiziğinin getirdiği en temel kavramı, mutlak madde kavramını ortadan kaldırmıştır. Eski fiziğin destekçileri, maddenin tek ve gerçek varlık olduğuna inanan materyalistler, kuantum fiziğinin getirdiği &#8220;maddesizlik&#8221; gerçeği karşısında gerçek bir bocalama yaşamışlardır. Artık tüm fizik yasalarını metafizik içinde aramak zorundadırlar. Bu büyük şok, 20. yüzyıl başlarında, materyalistlere, şu an bu satırlarda tarif edilemeyecek kadar büyük bir şaşkınlık yaşatmıştır. Kuantum fizikçisi Bryce Dewitt ve Neill Graham bu durumu şu şekilde tarif etmektedirler:</p>
<p>Modern bilimin hiçbir gelişmesi, insan düşüncesi üzerinde kuantum teorisinin ortaya çıkışından daha derin bir etki bırakmamıştır. Yüzyıllar boyunca oluşan düşünce kalıplarından acı çeken bir kuşak öncenin fizikçileri, yeni bir metafiziği kucaklamak zorunda kaldılar. Bu yeni yönlenmenin yol açtığı sıkıntı günümüze kadar devam etti. Temel olarak fizikçiler ciddi bir kayıpla karşılaştılar: Gerçeğe olan bağlılıkları. <em>(Nick Herbert, Temel Bilinç, Ayna Yayınevi, 1999, s. 143)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.evrimteorisi.net/evrim/materyalizmi-bilimsel-olarak-yok-eden-kesif-kuantum-fizigi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İsviçre&#8217;nin En Çok Okunan 20 Minutes Gazetesinde Harun Yahya Eserlerinin İlanı &#8211; (27.04.2012)</title>
		<link>http://www.evrimteorisi.net/darwinizm/isvicrenin-en-cok-okunan-20-minutes-gazetesinde-harun-yahya-eserlerinin-ilani-27-04-2012/</link>
		<comments>http://www.evrimteorisi.net/darwinizm/isvicrenin-en-cok-okunan-20-minutes-gazetesinde-harun-yahya-eserlerinin-ilani-27-04-2012/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 May 2012 18:02:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Evrim Teorisi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Darwinizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.evrimteorisi.net/?p=4026</guid>
		<description><![CDATA[İsviçre&#8217;nin Fransızca konuşulan bölümünde yayınlanan ve ücretsiz olarak dağıtılan 20 Minutes isimli gazetesinde Sayın Adnan Oktar (Harun Yahya)&#8217;nın eserleriyle ilgili tam sayfa ilan yer aldı. Günde 500 bin kişinin okuduğu gazetede yer alan ilanın en üstünde &#8220;Bilim Allah&#8217;ın Varlığını Kanıtlıyor&#8221; yazıyor. İlanda ayrıca Sayın Adnan Oktar&#8217;ın Fransızca eserlerinin ücretsiz olarak yer aldığı www.harunyahya.fr isimli internet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İsviçre&#8217;nin Fransızca konuşulan bölümünde yayınlanan ve ücretsiz olarak dağıtılan 20 Minutes isimli gazetesinde Sayın Adnan Oktar (Harun Yahya)&#8217;nın eserleriyle ilgili tam sayfa ilan yer aldı. Günde 500 bin kişinin okuduğu gazetede yer alan ilanın en üstünde &#8220;Bilim Allah&#8217;ın Varlığını Kanıtlıyor&#8221; yazıyor. İlanda ayrıca Sayın Adnan Oktar&#8217;ın Fransızca eserlerinin ücretsiz olarak yer aldığı www.harunyahya.fr isimli internet sitesinin adresi ve Fransızca yayınlanan bazı eserlerinden örnekler yer alıyor.<br />
<img src="http://www.evrimteorisi.info/repository/images/isvicrenin-en-cok-okunan-20-minutes-gazetesinde-harun-yahya-eserlerinin-ilani_400x435.jpg" alt="" /><br />
<img src="http://www.evrimteorisi.info/repository/images/isvicrenin-en-cok-okunan-20-minutes-gazetesinde-harun-yahya-eserlerinin-ilani_319x429.jpg" alt="" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.evrimteorisi.net/darwinizm/isvicrenin-en-cok-okunan-20-minutes-gazetesinde-harun-yahya-eserlerinin-ilani-27-04-2012/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayvanların Sadece Vahşi Yönlerini Gösteren Kanallar Bir Çeşit Darwinist Propaganda Yapıyorlar</title>
		<link>http://www.evrimteorisi.net/cevaplar/hayvanlarin-sadece-vahsi-yonlerini-gosteren-kanallar-bir-cesit-darwinist-propaganda-yapiyorlar/</link>
		<comments>http://www.evrimteorisi.net/cevaplar/hayvanlarin-sadece-vahsi-yonlerini-gosteren-kanallar-bir-cesit-darwinist-propaganda-yapiyorlar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 May 2012 17:58:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Evrim Teorisi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cevaplar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.evrimteorisi.net/?p=4019</guid>
		<description><![CDATA[Özellikle son dönemlerde muhafazakar olarak bilinen çeşitli TV kanallarının belgesel kuşaklarında acımasız, vahşi bir doğa görüntüsü verilmektedir. Israrla, hemen her akşam yapılan yayınlarda, canlıların avlanma görüntüleri dışında bir görüntüye yer verilmemektedir. Canlılardaki muhteşem yapılar, fedakar ya da akılcı davranışlar hakkında hiçbir bilgi anlatılmamaktadır. Israrla bu tip görüntülerin belgesel adı altında gösterilmesi, aslında bir tür Darwinist [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle son dönemlerde muhafazakar olarak bilinen çeşitli TV kanallarının belgesel kuşaklarında acımasız, vahşi bir doğa görüntüsü verilmektedir. Israrla, hemen her akşam yapılan yayınlarda, canlıların avlanma görüntüleri dışında bir görüntüye yer verilmemektedir. Canlılardaki muhteşem yapılar, fedakar ya da akılcı davranışlar hakkında hiçbir bilgi anlatılmamaktadır.</p>
<p>Israrla bu tip görüntülerin belgesel adı altında gösterilmesi, aslında bir tür Darwinist propaganda yöntemidir. Bu şekilde, Darwinizm veya evrim teorisi isimleri kullanılmadan, Darwinist ideolojinin temelini teşkil eden vahşet, kavga, mücadele ve çatışmanın doğada “doğal olarak” var olduğu mesajı verilmektedir. Söz konusu belgeselleri izleyen kişilerde, canlılar arasında güçlünün zayıfı ezdiği bir sistemin hüküm sürdüğü izlenimi bırakılmak istenmektedir. Bu fikre alıştırılan izleyiciler, tarihin en büyük kitle aldatmacasına yani evrim teorisine bir nevi alıştırılmaktadırlar. Güçlünün güçsüzü ezdiği ve böylelikle zayıf türlerin elenerek güçlü türlerin ayakta kaldığını iddia eden evrim teorisinin temel ve sapkın fikrine aşina haline getirilmektedirler. Kısacası “belgesel” adı altında gösterilen <strong>BU VAHŞET SAHNELERİ İLE AÇIKÇA DARWİNİZM PROPAGANDASI YAPILMAKTADIR.</strong></p>
<p>Şaşırtıcı olan, söz konusu kanallarda<strong> AYNI CANLILARIN OLAĞANÜSTÜ ÖZELLİKLERİNE VE FEDAKARANE DAVRANIŞLARINA HİÇBİR ŞEKİLDE YER VERİLMİYOR OLMASIDIR</strong>. Bir canlının diğerini avlayarak yiyecek ihtiyacını karşılaması doğrudur, canlıların bir kısmı bu şekilde yaratılmışlardır. Fakat avlanmak canlının binlerce özelliğinden yalnızca biridir. Hayvanlar o kadar muhteşem özelliklere sahiptirler ki, söz konusu kanallarda bu konulara hiç yer verilmiyor olması gerçek anlamda şaşırtıcıdır. Fillerin topluluk olarak yavru bir fili korumak için olağanüstü önlemler alması, bir timsahın caretta caretta yavrularını dişlerinin arasında denize kadar taşıması, dişi ve erkek sihlid balıklarının yumurtalarını zarar görmesin ve daha fazla oksijen alabilsin diye nöbetleşe yelpazelemeleri, erkek penguenlerin kış ayı boyunca hiç yemek yemeden ve hareket etmeden yumurtalarını ayaklarının üzerinde taşımaları gibi mucizevi özellikler hiçbir şekilde konu edilmemektedir. Kuşların kendilerine yuva yapma becerilerinden, arıların kusursuz açılarla petek kurma kabiliyetlerinden, kunduzların inşa ettikleri barajlardan, termitlerin metrelerce yükseklikte evler inşa etmelerinden, saniyede 1000 defa kanat çırpan böceklerdeki muhteşemlikten hiçbir bahis yoktur.</p>
<p><strong>Canlı Alemindeki Güzel Özelliklerin Anlatılması Neden Önemlidir?</strong></p>
<p>Darwinizm genellikle demagoji kullanır ve sinsi yöntemlerle gündeme getirilir. Bilimsel delillerle tamamen çürütülmüş bir teori olması sebebiyle bilimden kaçar, gizli demagojik yöntemlerle propagandasını devam ettirmeye çalışır. (Bkz. Darwinist Propaganda Yöntemleri) Bazı muhafazakar kanallarda söz konusu vahşet belgesellerinin gösterilmesi de bu oyunun parçasıdır. Söz konusu kanallar, bilerek veya bilmeyerek bu sinsi tuzağa düşmüşlerdir. Bu oyunla Darwinistler, muhafazakar camiayı da etki altına almayı hedeflemektedirler. Evrim teorisinin sahtekarlık olduğunu, tesadüfleri sahte ilah edindiğini bilmeyen insanlar da bu sinsi propagandadan olumsuz etkilenebilmektedirler.</p>
<p>Bilindiği gibi zaman zaman muhafazakar yazılı basında doğrudan evrim haberleri yayınlanmakta, kimisi hatasını anlayıp derhal bu haberleri kaldırırken, bir kısmı hala bu önemli hataya devam etmektedir. Tüm dünyaya hakim olan Darwinist diktatörlük burada da etkisini göstermektedir. Yukarıda anlattığımız bazı muhafazakar TV kanallarında alttan alta yapılan evrim propagandası da ya aynı bilgisizliğin ürünüdür veya Darwinist dayatma sistemi burada da etkisini göstermektedir. Sebebi her ne olursa olsun, söz konusu kanalların ne kadar büyük bir hata içinde bulunduklarını en kısa zamanda anlamaları ve bu hatalarından vazgeçmeleri gerekmektedir.</p>
<p>Canlı alemi, muhteşem, hayranlık uyandırıcı, nefes kesici özelliklerle doludur. Bu özelliklerin her biri bir insanın Allah’a iman etmesine, Allah’ın Yüceliğini ve Büyüklüğünü takdir etmesine vesile olacak güçte ve güzelliktedir. Dolayısıyla söz konusu kanalların Allah’ın üstün sanatını gösteren bu detayları tanıtması en doğrusu olacaktır. Aksi takdirde, bütün dünyaya belaları, savaşları, katliamları, komünist ve faşist ideolojilerin kanlı rejimlerini getirmiş olan; halen dünyada vahşetin, sevgisizliğin ve kargaşanın nedenini oluşturan; PKK terörü de dahil olmak üzere bütün terörist eylemlerin fikri temeli olan ve tesadüfleri sahte ilah edinerek bir Yaratıcı’nın varlığını kendince reddetmeyi amaçlayan (Allah’ı tenzih ederiz) batıl bir teorinin destekçisi olacaklardır.</p>
<p>Belgesellerde hayvanların sadece vahşi yönlerini gösteren tüm kanallar tehlikeyi görmeli, nasıl bir hata içine düştüklerinin farkına varmalı ve çok acil olarak bunun için tedbir almalıdırlar. İman hakikatlerini anlatarak insanların imanına vesile olmak için ellerinde çok önemli bir imkanları vardır, bunu Allah’ın rızası için mutlaka en güzel ve etkili şekilde kullanmalıdırlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.evrimteorisi.net/cevaplar/hayvanlarin-sadece-vahsi-yonlerini-gosteren-kanallar-bir-cesit-darwinist-propaganda-yapiyorlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

